BELGESELLER
SERBEST KÖŞE

NECAT BAYRAKTAR

NECAT BAYRAKTAR
necatbayraktar@hotmail.com
YENİ BİR YURTTAŞ TİPİ: 68-78-90
05/01/2016
Devlet memuru olmak, kuruluştan 1970'li yıllara kadar önemli, ayrıcalıklı bir kimlikti. En ücra yerleşimlerde bile devlet memuru kimlikli kim varsa halk tarafından saygı görürdü. Ya da öyle görünürdü. Bu normal insan ilişkileri dışında bir anlam da taşırdı. Halk ile resmi görevliler arasındaki bu ilişkinin altında yatan neden “devletin büyüklüğü” düşüncesinden ve "devlet dairesine işim düşer” kaygısından da kaynaklanırdı. Devlet; halkın gözünde “baba” idi. “Devlet Baba” ve “Allah devlete zeval vermesin” sözleri de “Allah devlet kapısına düşürmesin” sözü de halka aitti. Sonraları Devlet memurluğu geçim kapısı oldu. "Devlet bankasına kapağı attın mı tamam" denirdi.
Altmışlı ve yetmişli yıllarda Üniversitelerde ve üniversitelilerin ulaşabildiği taşrada öyle bir zaman dilimi yaşanıyordu ki; okuyan gençlik devlet daireleri, bürokrasisi ve devlet uygulamaları karşısında farklı bir duruş sergilemeye başlamıştı. 68 kuşağı ile başlayan bu süreç 78 kuşağında daha da belirginleşti.
Bu yeni nesil, hem geleneksel devlet yapılanmasının hem de bürokrasinin rahatını kaçıran bir yurttaş örneği oldu. El bağlayan boyun büken yurttaşın yerini daireye girdiğinde pervasız davranan du-ruşuyla 'sen benim için oradasın' diyen bakışları ile geleneksel devlet ve bürokrasiye 'zararlı' bir yurttaş tipi yetişmişti. Bu kuşakların birçok eksiği olmasına rağmen geriye hayranlık ve saygınlık bıraktılar. Onlar sonuna kadar namuslu, sonuna kadar dirençli inançları uğruna ölümü bile göze alan kuşaklardı. Nitekim bu inançlarını kendi hayatlarıyla kanıtladılar.
Sistemin yanlışlarını gören, eleştiren ama yerine kurulacak olan hakkında ise çok da yeterli bir donanıma altyapıya sahip değillerdi şeklinde bir kanaat oluşması umarım onlara haksızlık olmaz. Çünkü çok gençtiler. Bu onlar açısından belki de farkında olmadıkları bir eksiklikti. Ama onlar için bir kusur sayılmazdı. İnandıkları davaya halkı da katabilmek için çeşitli etkinlikler düzenliyorlardı. Bu etkinliklerin başında da mitingler geliyordu. Yani 68-78 kuşakları yeni bir yurttaş tipi olarak girdiler toplumsal hayata… Onlar; müziği, edebiyatı, hatta giyimi kuşamı, favorisi, bıyıkları ve parkaları ile bile yeni bir kültür oluşturdular. Deyim yerindeyse devleti salladılar. Ama bedelini çok ağır ödediler. Ancak Türkiye onlara bu bedeli ödetirken tarihinin de en büyük kırılmalarından birini yaşamış oldu. Toplum bu kırılma sürecinden dağarcığına bir şeyler koydu. Bir bellek oluşturdu.
Büyük toplumsal olaylar toplumlar tarihinde her zaman yaşanmaz. Geçmişimize dö-ndüğümüzde demokratikleşme mücadelesinin nüveleri kıpırdamaları olarak; 68ve78 kuşağının mücadelelerinden başka neyi görürüz? Dış müdahaleler hariç; kendi iç dinamiğimizde böyle örnekler var mı? Toplumsal koşullar birikimler sonucu bazı büyük kırılmalara ve değişimlere neden olurlar.
Ama devlet bu iki kuşağı da ya anlamadı, ya da anlamamakta ısrarcı oldu. Onlara büyük bedeller ödetti. Bu kuşakların öncüleri ve takipçileri bedeller ödeyerek siyasi hayatlarına uzun yıllar ara vermek kenara çekilmek zorunda bırakıldılar. Bu zorunda kalma durumu 90'lı yılların yarılarına kadar sürdü. Bu kuşağın devamcıları yeniden siyasi hayata döndüler. Ders çıkarmış yaklaşımıyla davrandıysalar da pratikte öyle olmadığı yaşanarak görüldü. Siyaseten ders çıkarılmamış yeni bir anlayışla siyaset yapamayınca iyi niyetlerle de bir sonuç alınamayacağı kısa sürede anlaşıldı. Bir türlü kitleselleşemediler. Eskiden gençlik içinde kolayca kitle desteği alabilirken şimdi gençlik içinde de dar guruplar olarak kaldılar. Gençliğin çok büyük bir kitlesine hep yukarıdan bakıldı. Apolitik olarak nitelendi. Ciddiye alınmadı. Ben de 90 gençliğine siyaseten umarsız olarak bakanlardandım. Bunu itiraf etmek durumundayım.
90 GENÇLİĞİ HERKESİ ŞAŞIRTTI
Onlar doksanlı yıllarda dünyaya geldi. İki bin onlu yıllarda onlar da topluma biz de varız dediler. Kendilerini Gezi Parkında tanıttılar. Demek ki 90 gençliği yeni bir nesil, yeni bir kuşakmış. Hem de herkesi şaşırtacak, herkesin ezberini bozacak bir kuşak… 68 kuşağından da 78 kuşağından da çok farklı ve temkinli… Bugünden bakınca şöyle bir sonuç çıkarmak olanaklı… Üniversitelerde sol gurupların kitleselleşemeyen ama polisten çok acımasızca darbe yiyenlere destek sunmasalar da olayları iyi takip edip anlamaya çalışıyorlarmış. Bir şeyleri biriktiriyorlarmış. O baskılara, acımasızlıklara kayıtsız değillermiş.
Amacım bu üç kuşak gençliğini biri birinden ayrıştırmak. Bunlar daha iyi veya daha kötü anlamında bir değerlendirmeye tabi tutmak değil. Tam tersine demek ki her zaman dilimi kendi kuşağını yaratıyormuş sonucuna varmaktı. Evet; böyle bir sonuca vardım.
Onlar bilgisayar gençliği… Bizim kuşağın çoğunluğu gibi yazın tarlada, çayırda yaylada, kış aylarını okullarda geçiren bir gençlik değil. Onlar hem hayatı gözlemlediler. Kendilerine göre bir sonuca vardılar. Hem de dünyayı bir taraftan da bilgisayardan öğrenmeye çalıştılar. Çocuklukları ve gençlikleri farklı zaman diliminde ve farklı koşullarda geçtiği için bize benzemediler. Bize benze-memeleri belki de kendileri açısından iyi oldu. Onlar kendilerine benzediler.
Ne olduklarını ise Gezi Parkı eylemlerindeki pratikleri ile gösterdiler. Bu kadar da olmaz dedirtecek kadar da zekice davrandılar. Onlar biber gazını ballandıran bir siyaset yaparak herkesi şaşırttılar. Başbakanı da iktidar partisini de tüm muhalefet partilerini ve parlamento dışı partilerini de çok şaşırttılar.
Parlamento dışı geleneksel sol partilerden birinin Genel Başkanı: “ Artık bundan sonra geleneksel tarzda siyaset yapmanın koşulları ortadan kalkmıştır.” Şeklinde bir açıklama yaparak durumu özetlemiştir. Doksan gençliğinin siyaseten üstün yönlerini fark etmiştir. Ki ben de o görüşe katılıyorum. Bu yazı bu “çocukları” anlatmaya ve anlatmaya yetmez. Yeni bir yazı ile anlatmak isterim. Ama onları anlatabilmek benim boyutlarımı aşar gibi geliyor. Onlara saygılarımı selamlarımı gönderiyorum.
 
Yazar    :    Necat Bayraktar


Paylaş | | Yorum Yaz
635 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

Bebeklerden Yaratılan Katiller - 26/02/2015
Son bir yılda 257 kadın öldürülmüş. Son on yıl, binleri buluyor. Geçmişten bu güne aklımızda en çok kalanlara bakın. Güldünya, Ayşe Paşalı, Münevver Karabulut… Serpil Yeşilyurt ve Özgecan Aslan…
Üyelik Girişi
AS-DER RADYO

ŞİİR KÖŞESİ
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar5.41405.4357
Euro6.12676.1513
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam10
Toplam Ziyaret29971