BELGESELLER
Güner DEMİRCİ
gunerdemirci08@hotmail.com
SOSYAL DEMOKRAT PARTİLERİN, MERKEZ SAĞ PARTİLERDEN FARKI NE?
05/11/2020

Sosyal demokrasi ideolojisinin kökeni Marksizme dayanır. Amacı, kapitalizmin acımasız sömürüsüne son vermek, eşitlik, özgürlük ve sosyal adaleti sağlamaktır.

İkinci enternasyonal toplantısında  katlımcılar arasında esaslı bir ayrışma yaşandı. Devrimci sosyalistler ile reformcular arasındaki görüş ayrılığı kesin bir çizgi ile netleşti. Devrimci sosyalistler, bir devrimle kapitalist mülkiyete son vermeden sömürünün ortadan kalkmayacağını, eşitlik ve sosyal adaletin sağlanamayacağını ileri sürerken, Karl Kautsky ve Eduard Bernstein'in başını çektiği Sosyal demokratlar, kapitalist mülkiyet ilişkilerine dokunmadan, kapitalist sistem içinde, devlete düzenleyici rol yükleyerek, reformlar yoluyla gelir dağılımındaki eşitsizliğin giderileceğini ve sosyal adaletin sağlanacağını iddia ettiler.

Sosyalizmin dünya geneline yayılmasını önlemek için sermaye sınıfının vermek zorunda kaldığı tavizler sayesinde Sosyal demokratlar,  ikinci dünya savaşından sonra özellikle kıta avrupasında elle tutulur bir başarı sağladılar. Bu ülkelerde ekonomideki özel ve devlet mülkiyetinin birlikte var olduğu ve devletin ekonomide önemli bir ağırlığının olduğu Keynesyen iktisat politikalarıyla halkın refah düzeyi önemli ölçüde yükseldi.

Sosyalist(doğu) bloğun sorunlarla boğuştuğu ve dağılma eğilimleri baş gösterdiği yıllara gelindiğinde, Birleşik Kırallık (United Kingdom) başbakanı Margeret Thatcher, 1979 da neoliberal iktisat politikasını uygulamaya soktu. Taviz vermeden izlediği işçi sınıfı karşıtı sert politikalardan dolayı Iron Lady (Demir Leydi) olarak da anılan İngiltere başbakanının, sermayenin istekleri doğrultusunda uygulamaya koyduğu politikalar, ilerleyen yıllarda tüm dünyada etkili oldu. Yapılan düzenlemelerle  Keynesyen iktisat politikaları tamamen terkedildi. Özelleştirmelerle kamu varlıklarının özel sektöre transferi sağlandı. Sermayenin önündeki tüm engeller kaldırıldı ve  dünyada serbestçe dolaşımının önü açıldı.

Zamanla, Almanya'dan başlamak üzere dünyadaki Sosyal Demokrat partiler, neo liberal iktisat politikalarının çekim alanına girdiler. Serbest piyasacı neoliberal iktisat politikasını "sosyal piyasa ekonomisi" diye süsleyerek topluma sundular. İlerleyen yıllarda, savundukları kamucu iktisat politikalarını tamamen terkettiler. Böylece kendisini merkez siyasetin solunda konumlandırmış olan Sosyal Demokrat siyasetle, neoliberal Sağ partilerin uyguladığı ekonomi politikaları arasında esaslı hiç bir fark kalmadı. İktisadi ve sosyal düzenin temel ve yegâne düzenleyicisi olarak "Serbest piyasa" her şeye kadir ve muktedir, adeta yeni düzenin vazgeçilmezi olarak herkesçe kabul edildi.

Sosyal Demokrat partilerin de benimsediği yeni liberal politikaların neticesi tüm dünyada  emekçiler ve sol, sosyal demokrat siyaset açısından tam bir yıkım oldu:  Irkçı milliyetçi partiler yükselişe geçti. Ekonomide kamu varlıkları özelleştirme adı altında adeta yağma edildi. İşçilerin ücretleri düşürüldü ve çalışma saatleri artırıldı. işten çıkarmalar kolaylaştırıldı, Ücretsiz telafi çalışması, ödünç işçilik ve esnek çalışma getirildi. İşçilerin sendikal hakları başta olmak üzere bir çok hakları kısıtlandı veya ellerinden alındı. Özellikle "gelişmekte" olan(bağımlı) ülkelerde iş güvenliğinden yoksun, sigortasız, güvencesiz uzun çalışma saatleri ve çocuk işçiliklerle tam bir ücretli kölelik düzenine geçildi. "Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler" anlayışıyla uygulanan vahşi kapitalizm gelir dağılımındaki adaletsizliği korkunç boyutlara ulaştırdı. Doğadaki her şeyi kâra tahvil etmek isteyen kapitalist düzen, özellikle son 40 yılda doğal çevreyi; ormanları, suları, tarım alanlarını  hoyratça tahrip ve talan etti Bunun sonucu olarak hava kirliliği ve küresel ısınma dünyadaki canlı yaşamı tehdit eder duruma geldi.

TÜRKİYENİN SOSYAL DEMOKRATLARI
Türkiye'de sosyal demokrasisi, Avrupadakinden farklı olarak, 1923 yılında M. Kemal Atatürk'ün önderliğinde kurucu devlet partisi olarak kurulan CHP'nin, 1970'li yılların başında yönünü sosyal demokrasiye çevirmesiyle ortaya çıktı.

1961 yılında kurulan Türkiye İşçi Partisi(TİP)'nin toplumda, özellikle emekçi kesimler nezdinde yoğun ilgi görmesi ve yükselmesi, CHP'yi emekçilerle ve işçi sınıfıyla bağ kurmaya ve ilişkileri pekiştirmeye itti. Bülent Ecevit'in liderliğindeki Sosyal demokratlar, 1970 li yıllarda kurdukları kısa süreli hükümetler zamanında iş yasasında çalışanlar lehine önemli düzenlemeler gerçekleştirdiler. Ancak TÜSİAD gibi işveren kuruluşları, sosyal demokrat hükümetleri devirmek için, mal stoklama dahil her türlü engellemeyi yaparak, ekonomiyi kilitlediler. Provakasyonlar, Kontrgerilla eylemleri(cinayetleri) ile hükümeti çalışamaz duruma getirip, erken seçime zorladılar.

Türkiye'de neoliberal iktisat politikaların miladı Süleyman Demirel koalisyon hükümetince alınan "24 Ocak 1980 kararları" ile başlar.  IMF, Dünya bankası ve OECD gibi uluslararası sermaye örgütlerinin  talepleri doğrultusunda emekçilerin haklarını budayan, sermayenin, işçi sınıfı aleyhine yeniden yapılandırılmasını öngören ve nisbi demokrasi koşullarında uygulanması mümkün olmayan bu kararlar, 12 Eylül 1980 tarihinde gerçekleştirilen faşist askeri darbesiyle oluşturulan hukuk dışı baskı düzeni koşulları altında uygulamaya  sokuldu.

12 Eylül darbesi ile CHP kapatıldı. Partinin  tüm yöneticileri ve lideri Bülent Ecevit tutuklandı. Partileri kapatılmış, liderleri tutuklanmış ve dağılmış olan sosyal demokratlar, Darbe yönetiminin ağır baskısı ve tutuklamaları nedeniyle, ne 24 Ocak kararlarının uygulanmasına, ne de faşist askeri idaresine karşı ciddi bir direniş sergileyebildiler. Seksenli ve doksanlı yıllarda, baskı ve tutuklamalar yoluyla, mukavemeti kırılmış olan İşçi sendikalarının ve sol siyasi parti ve grupların da 12 Eylül yönetimine karşı  direnişileri sonuçsuz kaldı. 1960 Anayasasıyla sağlanmış olan nisbi hak ve özgürlükler, 1982 yılında kabul edilen "12 Eylül anayasası" ile iyice budanarak, ortadan kaldırıldı.

1983 yılından sonra, neoliberal düzenin sadık uygulayıcısı Özal hükümetleri ve sonrakiler özelleştirmeleri gerçekleştirmek ve çalışanların kazanımlarını ellerinden almak için çok yoğun bir propaganda faaliyetine giriştiler: "Kamu kuruluşlarının hantal olduğu, gereksiz personel alımlarıyla bir arpalık haline geldiği, sürekli zarar ettiģi ve devletin sırtında birer kambur oldukları yönündeki görüşleri yazılı ve görsel basında tekrarlayıp durdular. Kamu İktisadı Kuruluşları hakkında olumsuz algı yaratmak için bile bile KİT'leri zarar ettirdiler. Ardından "bu kuruluşlar zarar ediyor; arpalık haline getirildi" diye olumsuz algıya devam ettiler.

Algı yönetimi, yanıltıcı bilgi ve propagandayla kamuoyu büyük oranda özelleştirmelere(Kamu mallarının talanına demek belki daha doğru olur.) ikna edildi. Toplumun susturulduğu ortamda, önce Kamu İktisadi kuruluşları(KİT) ve İktisadi Devlet Teşekkūlleri (İDT)'ler, ardından eğitim, sağlık ve güvenlik gibi devletin en temel görev ve yükumlülükleri kapsamında olan kurumlar paralı hale getirildi. Emeklilik yaşı ve emekliliğe esas sigorta prim gün sayısı yükseltildi. Emekli aylık bağlama oranları dramatik şekilde (%75' lerden %30'lara kadar)düşürüldü. İş yasası çalışanlar aleyhine değiştirildi. Sendikalar işlevsizleştirildi.

Doksanlı yılların sonlarına gelindiğinde, Sosyal Demokratlar,  küreselleştirme rüzgârına kendilerini iyice kaptırmış, yeni liberal düzeni kanıksamış ve özelleştirmelere ilkesel karşı çıkış yerine, "stratejik kurumlar özelleştirilmemeli" noktasına gelmişledi. iktisadi ve sosyal politikalar konusunda sağ partilerden tek  farkları, "biz onlardan daha iyi yönetiriz" nüansı kadar kalmıştı. Artık, "Toprak Ekenin, Su Kullananın", "Ne ezen, Ne Ezilen; Hakça Bir Düzen" sloganları Sosyal Demokratlar için gerçekleşmesi imkânsız, hatta anlamsız bir romantizim ve sadece bir nostalji olarak belleklerdeydi.

Dinci ve etnik milliyetçi kimlik siyasetin esas olarak gündemi belirleği Tûrkiye'de Sosyal demokratlar, sadece neolibéral iktisat pilitikalarından değil, aynı zamanda muhafazakar sağ ideolojiden de etkilendiler. Aydınlanmanın,  çağdaşlığın, Cumhuriyet birikimlerinin savunucusu ve sözcüsü konumunda iken, yükselen sağ milliyetçi ve dinci akımlar karşısında önce savunmacı ve edilgen, daha sonra teslimiyetçi bir çizgiye geldiler. Sürekli "ne derler" kaygısıyla en temel cumhuriyet değerlerini bile savunamaz duruma gelen Sosyal Demokratlar, dinci ve milliyetçi söylemleri kullanarak ve sağa yanaşarak oy tabanını genişletmeyi umdular. "Aslı varken, surete itibar edilmeyeceği" gün gibi ortadayken giderek partilerini merkezin sağına doğru çektiler. İzledikleri halktan kopuk politikaları neticesinde toplumun değişik kesimleriyle partilerinin bağlarını kopma noktasına getirdiler.

Sosyal demokratların seçimlerdeki tavrı da ibretlik ve içler acısıdır. Parti yöneticilerinin kişisel ego ve hırsları nedeniyle, farklı partilerle ayrı ayrı seçimlere katıldılar.  Yerel seçimlerde bile ortak aday gösteremediler. Böylece, Sosyal Demokrat partilere verilen oyların bölünmesi sonucu Siyasal İslamcılar, yurt genelinde yerellerde iktidar oldular ve buralardan siyasal iktidara yürüdüler.

Sosyal Demokratların 21. Yüzyılın başından itibaren aldıkları politik tutum, sonuçları itibariyle Laik Cumhuriyete ihanet derecesinde ağırdır.  2002 yılında, Deniz Baykal liderliğindeki CHP'nin, RTE'nin siyasi yasağının kalkmasına onay vermesi ve Siirt seçiminin hukuksuz bir biçimde iptal edilerek oradan milletvekili seçilmesine imkân sağlaması bu ihanetin başlangıç noktasıdır.

Kendilerini adeta inkâr eden ve sağa iyice yanaşan Sosyal Demokratların partisi CHP'nin kurucu devlet partisi olması, onun sürekli devletçi reflekslerle hareket etmesine yol açmıştır. Bu refleks, altı okta ifadesini bulan (kemalizmin) temel ilkelerini: cumuriyetçilik, lailklik, halkçılık, devletçilik, milliyetçilik ve devrimciliği  savunmaktan daha ziyade, sağ partilerin muhalefete karşı tepe tepe kullandığı 'devletin bekası'nı savunma yönünde tezahür etmiştir. Sağ partilerin iç politik desteği artırmak için "ulusal güvenlik" gerekçe gösterilerek getirdiği yasa tasarılarına ve benzer mahiyetteki TBMM ortak bildirilerinin altına, yine devletçi reflekslerle imza atmış ve onlara meşruiyet sağlamıştır. AKP'nin Suriye savaşı teskerelerine "ulusal çıkar" ve "devletin güvenliği" gerekçe göstererek, onaylamıştır. Hele, HDP'ye yönelik milletvekili dokunulmazlarını kaldırılmasını amaçlayan AKP'nin getirdiği yasa tasarısına destek vererek, meclisin yasama faaliyetinin engellenmesine katkı sunması anlaşılır gibi değil...  Ne var ki CHP, bu politik tutumuna karşılık, halkın inanç dünyasını istismar ederek siyaset yapan milliyetçi, muhafazakar ve dinci sağ partilerinin kendisine yönelik "millet ve din düşmanı", "gayri milli", "terör destekçisi" suçlamasından kendisini  kurtaramamıştır.

Sonuç olarak sosyal demokratlar,  yapılan hukuksuzluklara, anayasa ihlallerine ve ülke yönetimini gerici ortaçağ zihniyetine geri götüren rejim değişikliğine karşı, elle tutulur hiç bir ciddi bir direniş göstermeksizin devleti siyasal islamcılara teslim etmişlerdir. İroniye bakın ki, siyasal islamcı bir iktidardan kurtulmak için yine siyasal islamcı birini; İslam Konferansı başkanı olan Ekmeleddin İhsanoğlu'nu muhalefetin Cumhurbaşkanı adayı ilan etmişlerdir.

Anılan bütün olumsuzluklara ve yapılan eleştirilere rağmen teslim etmek gerekir ki CHP,  Cumhuriyeti kuran kurumsallaşmış bir parti olarak Türkiyenin siyasi hayatının en önemli bir partisidir. Cumhuriyetin neredeyse yüz yıllık kültürel birikimini taşımaktadır.  Seçimlerde oy versin, vermesin; toplumun çağdaş cumhuriyet değerlerine bağlı tüm yurttaşların dikkatleri bu partinin üzerindedir. Bu yüzden CHP'nin tarihsel sorumluluğu diğer partilerden daha fazladır. (*)

On sekiz yıllık AKP iktidarının yarattığı "tek adam" rejimi, Ülkenin iç ve dış sorunlarını içinden çıkılmaz bir hale getirmiştir. Artık ülke yönetilememektedir. İktidarın baş vurduğu tek yöntem, içeride din istismarı, ağır baskı, şiddet ve tutuklamalarla, toplumsal muhalefet sindirme; dış politikada ise, hamasi, milliyetçi söylem ve atraksiyonlarla halkın dikkatini yaşanan ekonomik ve siyasi krizden uzak tutmaktır.

Cumhur İttifakı'nın kamuoyu desteğinin her geçen gün azaldığı görülmektedir. Buna karşılık CHP ve diğer muhalefet partilerinin oylarında da oy artışı söz konusu değildir. CHP'nin yüzünü sol değerlere döndürmesine yol açacak devrimci sol bir atılım da mevcut değildir. Genel anlamda bir sol muhalefet boşluğu yaşanmaktadır. İslamcı Sağa alternatif, yine Sağ'da aranmaktadır. CHP dahil, tüm devrimci, demokratik sol muhalefet güçlerinin bu durumu iyi okumaları gerekir. 

Sol ve Sosyal demokrat partilerin, sağ partilerden temelde bir fark ortaya koymadan ve  halka umut ve güven veren bir siyasal atılım yapmadan, mevcut sistemden memnun olmayanların kendilerine yönelmelerini beklemek beyhudedir.  O halde:
1. Sadece R.T. Erdoğan'ı iktidardan indirmeyi hedefleyen seçime endeksli bir ittifak arayışla değil; Türkiye'yi tam demokratik, laik, sosyal hukuk devletiyle buluşturacak, emekçilerin haklarını gözeten yeni bir toplum sözleşmesi (Anayasa) önerisi ile halkın önüne çıkılmalı ve sorunları kendilerinin iktidarında çözebileceğine dair topluma güven verilmeli.
2. Ne yazık ki TBMM işlevini yitirmiş, yasama ve denetleme faaliyetini yerine getirmekten tamamiyle uzaklaşmış ve sembolik olarak varlığı devam ettirmektedir.  Bu yüzden Muhalefet,  sadece salı günleri mecliste yapılan grup toplantılarındaki konuşmalarla yetinmemeli; TBMM'yi demokratik bir mevzi olarak korumakla birlikte, esas olarak demokrasi ve cumhuriyet mücadelesini halk içinde, halkla birlikte yürütmenin mekanizmalarını oluşturulmalı
3. Kararlarının herkesi ve her kurumu bağladığı ve uymak zorunda olduğu Anayasa Mahkemesini,  alt derce mahkemeleri ve siyasi iktidarın tanımadığı bir ortamda normal şartlar altında siyaset yapıyormuş gibi hareket emenin bir faydası yoktur. Artık fiili olarak bir anayasal düzenden söz etmek imkânsızdır.  Siyasi iktidarın başta serbest seçimler olmak üzere bir çok faaliyetinde anayasa hükümlerine uymayacağı öngörülmeli ve olağan üstü koşullara uygun meşru, demokratik siyasi yöntemler devreye sokulmalı.
4.Mevcut sistemin ülkeyi ekonomik, sosyal ve siyasal yönden nasıl bir uçurumun kenarına getirdiği iyi anlatılmalı
5. Yoksulluk içinde kıvranan halk yığınların can alıcı sorunları daha güçlü bir biçimde sahiplenilmeli ve CHP genel sekreteri Selin Sayek Böke'nin de belirttiği gibi, iktidara yakın bir kaç besleme şirket tarafından yağmalanan kamu mallarının kamulaştırılacağı, emekçilerin; işçinin, köylünün, esnafın, küçük üreticinin vb. gibi haklarını savunan 'köktenci' çözümlerin devreye sokulacağı cesaretle dile getirmeli
6. Yurttaşların dini, etnik ve diğer aidiyetleriyle ilgili sorunların "eşit yurttaşlık" temelinde çözüleceğinin güvencesi verilmeli.
7. Demokratik, laik, sosyal hukuk devleti ilkelerinin önemi güçlü bir şekilde vurgulanmalı.

RTE hükümeti, olası bir erken veya zamanında yapılacak seçimde bir seçim yenilgisini önlemek için, muhalefetin 'seçimlere dönük' ittifakını parçalama peşinde. Bu yüzden Kobane olayları bahane edilerek HDP'ye operasyon çekiliyor. Yani hedef, HDP'nin kendisinden daha ziyade, asgari müştereklerde anlaşamamış ilkeli bir demokrasi ittifakını oluşturamamış, sadece RTE'yi iktidardan düşürmeyi hedefleyen çok kırılgan bir yapıdaki "millet ittifakını" darmadağın etmektir. İyi Parti'ye karşı son zamanlardaki iktidar ortaklarının yaklaşımlarını ve bu partide yaşanan gelişmeleri ve CHP içinde yeni parti kurma arayışlarını da böyle okumak gerekir.

Bugün 'Tek başına iktidar' umutları kalmamış ve Sol ideolojiye sırtını dönmüş olan Sosyal Demokratlar, ya aşırı sağ milliyetçi ve siyasal islamcı partilerden kopan yeni "dostlar"ıyla birlikte -kim bilir, belki Abdullah Gül'ün Cumhurbaşkanı adaylığında- iktidar olma hayali kuracaklar ve 'tek adamcı rejim' iyice kök salacak; ya da yüzünü sol ve sosyal demokrat değerlere çevirecek ve ardından demokrasiden yana olan en geniş demokratik muhalefet güçleri ile birlikte demokratik, laik, sosyal hukuk devletini kurmak için bir demokrasi ittifakını(cephesini) gerçekleştirecekler.

Elbette dileğimiz ikinci seçeneğin gerçekleşmesi ve ülkemizin içine itildiği karanlığın ve uçurumun kenarından tutulup, çıkartılmasıdır.

(*)  Yapılan bütün bu eleştirelere karşın şunu da belirtmek gereki ki, CHP ve sosyal demokrat siyasetçilerin içinde mevcut gidişattan memnun olmayan, 'sol, sosyal demokrat' değerleri savunan bir çok değerli siyasetçi bulunmaktadır.



107 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

KAPİTALİZMİN SONU, BİR ÇAĞ DÖNÜŞÜMÜNÜN EŞİĞİNDE - 18/04/2020
.
GIDA GÜVENLİĞİ, SAĞLIKLI GIDAYA ERİŞİM VE KOOPERATİFLEŞME - 19/03/2020
Gıda güvenliği, gıdaların tüketim için uygunluğunun sağlanması ve tüketicilerin gıda kaynaklı sağlık risklerine karşı korunmasıdır.
ÖKSÜZ KALAN TOPRAKLAR - 28/02/2019
.
SİYASAL İSLAMCI İDEOLOJİNİN İFLASI - 05/01/2019
Toplum Gelişmesinin Tarihsel Sürecinde Din ve İslami İdeoloji
AKP-CEMAAT(FETÖ) ORTAKLIĞINDAN, 15TEMMUZ FETÖ’CÜ DARBE GİRİŞİMİNE - 31/07/2018
Fetullahçı Terör Örgütü(FETÖ), anayasasına göre
SULANDIRILAN/İÇİ BOŞALTILAN LAİKLİK İLKESİ - 29/04/2017
TBMM Başkanı İsmail Kahraman'ın; "Laiklik bir kere yeni Anayasa'da olmamalıdır. ... Dindar anayasa meselesinden anayasamızın kaçınmaması lazım, Dini olarak bahsetmesi lazım" ifadelerine tepkiler büyürken, Laiklik üzerine tartışmalar da yeniden
SOL YANINI YİYİP, TÜKETEN ‘KEMALİST CUMHURİYET’ - 21/06/2016
“Kemalizm”, adını Anadolu’nun işgal edilmesine karşı yapılan direnişin önderi Mustafa Kemal’den almaktadır.
KÜRT SORUNU VE AKP’NİN ‘ÇÖZÜM SÜRECİ’ - 16/03/2016
İslami(milli görüş) geleneğinin devamı olan Fazilet Partisinden ayrılarak, 14 Ağustos 2001' de kurulan Adalet ve Kalkınma Partisi(AKP), ABD’nin desteği ile devraldığı mevcut sistemi ‘neokapitalist-neoemperyalist sistem içinde çağ dışı bir zihniyetle
BİR ‘ILIMLI İSLAM’ PROJESİ OLARAK AKP - 13/01/2016
Soğuk savaş döneminde, Sovyetler Birliği’nin güneye -sıcak denizlere- doğru inmesini engellemek isteyen Amerika Birleşik Devletleri(ABD), geliştirdiği ‘Yeşil Kuşak Teorisi’ çerçevesinde, komünizme karşı radikal cihatçı İslami akımları destekledi.
 Devamı
Üyelik Girişi
AS-DER RADYO

ŞİİR KÖŞESİ
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar7.48997.5199
Euro9.03949.0756
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam29
Toplam Ziyaret49691