BELGESELLER
Güner DEMİRCİ
gunerdemirci08@hotmail.com
KAPİTALİZMİN SONU, BİR ÇAĞ DÖNÜŞÜMÜNÜN EŞİĞİNDE
18/04/2020

Kapitalizmin kronik ve kesintisiz krizlerinin yaşandığı tüm dünya ülkelerinde ırkçı ve ötekileştirici yaklaşımların arttığı, yurttaşların haklarının kısıldığı, baskıların yoğunlaştığı ve  rejimlerin, giderek daha otoriter ve faşizan biçimlere büründüğünü görmekteyiz.

Tolumun gelir düzeyindeki azalma nedeniyle oluşan eksik talep, kapitalizmin temel hedefi olan kâr maksimizasyonunu engelleyen önemli faktörlerden biri olarak ortaya çıkmaktadır. Milyonlarca insan en temel ihtiyaç maddelerinden yoksun kalırken, stoklarda ve raflarda yerini almış emtia yoğunluğu alıcısını beklemektedir.

Bugün küreselleşme diye ifade edilen neo liberal emperyalist-kapitalist sistem, yer küre üzerinde sermayenin serbestçe dolaşımını sağlamış, kâra ve ranta tahvil edilebilecek ne varsa yağmalamış,  dünyanın coğrafi sınırlarının en ücra köşesine nüfuz etmiştir. Semayenin sınır tanımadan ülkeler arasında serbestçe dolaşmasına karşılık, iş gücü dolaşımının sınırlanması, sistemin yarattığı paradoksal durumu ortaya koymaktadır. 

Kapitalizmin periferisinde olan geri bıraktırılmış ülkeler ise, gericiliğin pençesinde, arkaik dikta yönetimleri altında inlemektedir. Bu durum ulusal devletlerin mevcut siyasal yapılarını sorgulanmasına yol açmıştır. Bu ülkelerin  yurttaşları canları pahasına gelişmiş merkezlere doğru göç etmeye başlamışlardır.  'vatan' kavramının bu insanlar için hiç bir önemi kalmamıştır. Artık onlar için vatan, eşit insan yerine konuldukları ve karınlarının doyduğu her yerdir. 

Her ne kadar kapitalizme özgü bu olguların daha önce de var olduğu ve süregeldiği ifade edilse de, sistemin içinde bulunduğu şu anki süreçte yaşanan kriz, kapitalizmin yepyeni temel bir yapısal sorununa işaret etmektedir. Teknolojiler olağanüstü bir hızla gelişmektedir. Tarihçesi yarım asrı geçen yapay zekâ ve büyük veri teknolojisi, dijital para, sağlık teknojileri, sentetik biyoloji, nano cihazlar ve bunun gibi daha onlarca yeni teknolojik icatlar, geleneksel üretim araçlarıyla gerçekleştirilen üretimi ve kapitalist rekabeti giderek zorlaştırmaktadır.

Bilimsel ve teknolojik gelişmelere rağmen, bir çok işletme geleneksel üretim yöntemlerini terketmek istemiyor. Sebebi, bugüne kadar yaptıkları onca yatırımın bir anda çöpe gidecek olmasıdır.

Yeni teknolojilerin devreye sokulmasıyla işletmelerde insan gücü yerini yapay zekaya sahip robotlara bırakacaktır. Yerleşik çalışma biçimleri değişecektir. Geleneklsel iş görme yöntemleri yerine işlerin  uzaktan görülmesi, esnek ve parçalı çalışma gibi ihtiyaçlara göre gelişecek yeni yöntemleri ortaya çıkaracaktır. İşletmeler daha az, ama nitelikli  insan gücüne gereksinim duyacaklardır. Bu da kapitalizmin en temel varoluş nedeni olan 'artı değer'e bağlı emek somürüsünün iyice azalması ve  giderayak  ortadan kalkması sonucunu doğuracaktır. Buradan hareketle şunu söyleyebiliriz ki artı değer sömürüsü yoksa kapitalizm de var olmayacaktır.

Yeni dönemde kapitalizmin bir başka kısıtı da yarattığı ekolojik sorunlardır. Hava kirliliği, küresel ısınma, aşırı kimyasal kullanımı doğal yaşamın sınırlarını zorlamakta ve dengesi alt üst edilen dünya ekosistemi açısından hızla bir sona doğru yaklaşmakta olduğunu göstermektedir.

Bütün bu gelişmelerden çıkaracağımız sonuç şudur: Gerek iktisadi ve sosyal durum, gerekse dünya ekosisteminin 'getirildiği' nokta açısından,  kapitalist sistemin mevcut haliyle sürdürülebilir özelliği kalmamıştır. Sistem, kendisini yeniden üretebilmesinin uç noktasına gelmiştir. Başka bir ifadeyle mevcut üretim ilişkileri yeni üretici güçlerin gelişmesinin önünde engel teşkil etmektedir. Verili  toplum düzeni artık yeni bir toplumsal sisteme gebedir. Yaşanan sancılar yep yeni bir toplum düzeninin, yaklaşan doğum sancılarıdır. 

Kapitalist-emperyalist sistemin varlığını tehdit eden gelişmelerin yol açtığı komplikasyonların topluma yansıması da çok ağır olmaktadır. Yeni gelişen olguların bir sonucu olarak tüm dünyada fevkalede bir gelir dağılımı adaletsizliği yaşanmaktadır. Azınlık bir kesim, emekçilerin yarattığı değerlerin yüzde seksen beşinden fazlasına sahip olurken, geriye kalan büyük çoğunluk giderek elindekini de kaybetmekte, açlığa ve sefalete doğru sürüklenmektedir. Sistemi ayakta tutan orta sınıf giderek yok olmaktadır. Çalışanların hak taleplerine karşı yedekte tutulan işsizler ordusu, işsizlik oranlarının katlanarak artması nedeniyle ayrı bir sorun yaratmaktadır. Kapitalizmin rekabetçi buyrukları – işçi için emeğini satmak, patron açısından ise kârını maksimize etmek – diğer her şeyden üstün gelmektedir. Alternatif sosyal yarar çabaları ne kadar ahlaki olursa olsun, kaçınılmaz şekilde geri püskürtülmektedir.

Kapitalizmin yol açtığı bir diğer olumsuz gelişme ise, doğanın  kontrolsüz ve denetimsiz olarak acımasızca tahrip edilmesidir. Bunun sonucu olarak küresel ısınma ve kuraklık tehlikesini de içinde barındıran iklim değişikleri, iç savaşlar küresel düzeyde göç dalgasını beraberinde getirmektedir.

Kontrolsüz nüfus artışı, ortalama yaşam süresinin uzaması ve toplu ölümlere yol açan bazı bulaşıcı hastalıkların tedavi edilmesi sonucu toplam insan nüfusunun geldiği son nokta, yer küre üzerinde belkide insanlık tarihinindeki en yüksek düzeyine ulaşmıştır. Buna bağlı olarak ortaya atılan bazı komplo teorilerine göre, Thomas Malthus'çu fikirler yeniden hortlamıştır; öyle ki açlık ve yoksullakla cebelleşen ve antidemokratik, çağdışı arkaik rejimlerle yönetilmekte olan Afrika ve Asya ülkelerininin kaderlerine terkedilmesi ve ortaya çıkan epidemi ve pandemi özelliği taşıyan salgın hastalıklar, dünyada artan nüfusun kontrol edilmesi için bilinçli olarak uygulanan politikaların bir sonucudur.

Kapitalizmin yarattığı diğer bir sorun ise 
insanların, 'sağlığa uygun' gıda ürünlerine ve 'temiz içme suyuna' ulaşabilmesindeki zorluklardır.  Bu önemli sorunun, ilerleyen yılların toplumun başat sorunlarından biri haline geleceğini söylemek kehanet olmaz. Uluslararası şirketler dünyadaki su kaynaklarını çeşitli bahanelerle ele geçirmektedir. Hibrit tohum dayatılması yoluyla gıdanın kontrolünü eline geçirmeye çalışan bu şirketler, ürünlerde verim artışı sağlamak amacıyla aşırı kimyasallar kullanmakta ve genetik yapıları değiştirilmiş (GDO) ürünlerle tezgâhları dodurmaktadırlar. Uzmanların aktardığına göre bu şekilde üretilen ürünlerin tüketilmesinin sonucu, insanların bağışıklık(immün)sistemleri zayıflamakta, çeşitli alerjik reaksiyonlar gelişmekte, bir çok kronik rahatsızlığın yanı sıra, kanser hastalığı ve virüslerin yol açtığı pandemik özellikli enfeksiyon hastalıkları ortaya çıkmaktadır.


Kapitalist sistemin yarattığı bu sorunlar, artık bumerang gibi kendisini vurmaktadır. 2019 yılının Aralık ayında Çin'in Wuhan eyaletinde ortaya çıktığı bildirilen covid 19 virüsü iki-üç aylık bir süre zarfında tüm dunyayı etkisi altına alarak, pandemi halini almıştır. Bu yüzden faaliyetlerini durdurmak zorunda kalan bir çok işletme, ya işçilerini ücretli veya ücretsiz izne göndermiş, ya da yüzbinlerce çalışanını işten çıkarmıştır. Ulusal hükümetler, şirketleri ve küçük ölçekli üreticileri kurtarmaya çalışmanın yanı sıra kapitalistlerin hiç hazzetmeyeceği şekilde dar gelirli yada geliri olmayan yurttaşlara karşılıksız para dağıtmak zorunda kalmışlardır.

Görülüyorki en gelişmiş  kapitalist ülkeler bile, ortaya çıkan bu salgınla başa çıkmakta aciz kalmıştir.  Burada antrparantez olarak belirtelim ki, bütün ambargolara rağmen sosyalizmi başarıyla uygulayan Küba yönetimi dünyanın baş etmekte zorlandığı bu sorunu, insan sağlığını önceleyen sağlık sistemi sayesinde kolayca savuşturabilmiştir. 

Pandemi vakası sonrası herkes tarafından anlaşılmıştır ki kapitalizm, toplum kesimlerinin sorunlarına hiç bir yanıt üretemediği gibi kendisinin yüz yüze geldiği temel yapısal sorunları aşma kapasitesine de artık sahip değildir.

Kapitalist sistemin önümüzdeki zaman dilimi içerisinde nasıl bir yapıya evrileceğini tarih gösterecektir. Ancak bilim ve teknoloji alanlarındaki hızlı gelişmeler ve bunun toplumsal yaşama yansımaları, eski sistemin tasfiyesinin, feodal sistemin tasfiyesi kadar uzun bir zaman almayacağını düşündürmektedir.

Zaman içerisinde burjuva-işçi sınıfı yerini yeni bir hegemonik sınıfsal yapıya mı bırakacak, yoksa ortaya çıkacak yeni sistem doğayı koruyan ve kamunun çıkarlarını önceleyen yeni bir sosyal düzene mi evrilecek, bunu kestirmek zor. 

Sanırım yukarıdaki sorunun yanıtı, subjektif koşulların olgunlaşmasına, yani değişim ve gelişmeleri önceden görebilen aydınların, siyasetçilerin ve bilim insanlarının öncülüğünde toplumun kendi çıkar, arzu ve taleplerinin gerçekleşmesi için ortaya koyacağı kararlı ve örgütlü mücadelenin düzeyine bağlı olacaktır. 18.04.2020



324 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

GIDA GÜVENLİĞİ, SAĞLIKLI GIDAYA ERİŞİM VE KOOPERATİFLEŞME - 19/03/2020
Gıda güvenliği, gıdaların tüketim için uygunluğunun sağlanması ve tüketicilerin gıda kaynaklı sağlık risklerine karşı korunmasıdır.
ÖKSÜZ KALAN TOPRAKLAR - 28/02/2019
.
SİYASAL İSLAMCI İDEOLOJİNİN İFLASI - 05/01/2019
Toplum Gelişmesinin Tarihsel Sürecinde Din ve İslami İdeoloji
AKP-CEMAAT(FETÖ) ORTAKLIĞINDAN, 15TEMMUZ FETÖ’CÜ DARBE GİRİŞİMİNE - 31/07/2018
Fetullahçı Terör Örgütü(FETÖ), anayasasına göre
SULANDIRILAN/İÇİ BOŞALTILAN LAİKLİK İLKESİ - 29/04/2017
TBMM Başkanı İsmail Kahraman'ın; "Laiklik bir kere yeni Anayasa'da olmamalıdır. ... Dindar anayasa meselesinden anayasamızın kaçınmaması lazım, Dini olarak bahsetmesi lazım" ifadelerine tepkiler büyürken, Laiklik üzerine tartışmalar da yeniden
SOL YANINI YİYİP, TÜKETEN ‘KEMALİST CUMHURİYET’ - 21/06/2016
“Kemalizm”, adını Anadolu’nun işgal edilmesine karşı yapılan direnişin önderi Mustafa Kemal’den almaktadır.
KÜRT SORUNU VE AKP’NİN ‘ÇÖZÜM SÜRECİ’ - 16/03/2016
İslami(milli görüş) geleneğinin devamı olan Fazilet Partisinden ayrılarak, 14 Ağustos 2001' de kurulan Adalet ve Kalkınma Partisi(AKP), ABD’nin desteği ile devraldığı mevcut sistemi ‘neokapitalist-neoemperyalist sistem içinde çağ dışı bir zihniyetle
BİR ‘ILIMLI İSLAM’ PROJESİ OLARAK AKP - 13/01/2016
Soğuk savaş döneminde, Sovyetler Birliği’nin güneye -sıcak denizlere- doğru inmesini engellemek isteyen Amerika Birleşik Devletleri(ABD), geliştirdiği ‘Yeşil Kuşak Teorisi’ çerçevesinde, komünizme karşı radikal cihatçı İslami akımları destekledi.
Derneğimiz ''AS-DER'' Hakkında - 08/04/2015
980'li yılarda, uygulanan sosyoekonomik politikaların da etkisiyle kırsaldan -özellikle Doğu, Güneydoğu ve Karadeniz illerinden başta olmak üzere- Büyük kentlere doğru hızlı bir göç yaşandı. Artvin bölgesinden de binlerce aile göç ederek, çoğunlukla
Üyelik Girişi
AS-DER RADYO

ŞİİR KÖŞESİ
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar7.87237.9039
Euro9.24659.2835
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam27
Toplam Ziyaret46604