BELGESELLER
Güner DEMİRCİ
gunerdemirci08@hotmail.com
AKP-CEMAAT(FETÖ) ORTAKLIĞINDAN, 15TEMMUZ FETÖ’CÜ DARBE GİRİŞİMİNE
31/07/2018

AKP-CEMAAT(FETÖ) ORTAKLIĞINDAN,

15TEMMUZ FETÖ’CÜ DARBE GİRİŞİMİNE


Fetullahçı Terör Örgütü(FETÖ), anayasasına göre laik, demokratik ve sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti'ni sona erdirip, laiklik ilkesini ortadan kaldırarak, yerine şeriat yasaların hakim olduğu İslam devletini kurmayı amaçlayan yasadışı karanlık bir örgüttür.  Kurucusu Fetullah Gülendir.

Nurcu Fetullah Gülen örgütü, takkiye yöntemleriyle devletin bütün mekanizmalarına; güvenlik, adliye brokrasi gibi bütün kurumlarına sızmış, 1960’lı yıllardan başlayarak örgütlenmiş, devlet içinde ve dışında militanlaşmış kadrolarıyla bütün askeri darbeleri desteklemiş, Turgut Özal, Süleyman Demirel, Mesut Yılmaz,  Tansu  Çiller, Hikmet Çetin, Bülent Ecevit, gibi siyasetçilere hep yakın olmuş ve onların zamanında güç toplayarak, devlet içinde çok kilit noktalara yerleşmiştir.

“Fetullah Gülen, amacını gerçekleştirmek için, okullarında beyinlerini yıkadığı gençlik ile oluşturacağı toplumu kullanmayı, İslamcı ideolojik bir yaklaşımla, bulunduğu legal alanları muhafaza etmek suretiyle, sahibi olduğu etkin mali gücüyle bünyesinde bulunan vakıf, okul ve dersaneleri kullanarak eğitilmiş gençlerden oluşan bir taban oluşturmayı, devletin bütün kadrolarında, bütün bürokraside; Milli Eğitim Bakanlığı ve Emniyet Teşkilatında, silahlı kuvvetlerde kadrolaşmayı,  yurt dışında da, Türkiye’de kurulacak siyasal islama sempati ile bakacak bir özellikle gençlerden oluşan bir taban oluşturmayı hedeflemiştir.” (Ankara DGM Cumhuriyet Başsavcılığı iddianamesi) 

Fethullah Gülen’in kamuoyuna yansıyan bir konuşmasında: ‘‘Arkadaşlarınızın mevcudiyeti, İslam’ın geleceği adına bu işin garantisidir yani. Bu açıdan Adliye’de, Mülkiye’de veya başka bir hayati müessese de bizim arkadaşlarımızın mevcudiyeti, öyle ferdi mecburiyetler şeklinde ele alınıp öyle değerlendirilmemelidir. Sivrilmeden, mevcudiyetinizi hissettirmeden çok ilerilere gitme. Müslümanların belli bir noktaya ve kıvama gelecekleri ana kadar bu şekilde hizmete devam etmeleri şarttır. Zayiata meydan verilmemeli. Çok dikkatli ve çok tedbirli, temkinli hareket etme mecburiyeti var. Birer diplomat gibi hareket etmeli.’’ şeklinde vaaz ettiği görülmektedir..

Fetullah Gülen, tebliğ ve cihat temelinde örgütlenip, yurt içinde ve dışında dershane, okul, üniversite, yurt, hazırlık kursları açarak, kurduğu şirketler aracılığıyla eğitimli bir kadro ile ekonomik bir güç oluşturarak, yönetimde teşkilatlanmak suretiyle devlet idaresini ele geçirmeyi hedeflemiştir. Gülen Cemaati’nin devlet içindeki bu örgütlenmesi, ‘Paralel Devlet Yapılanması’(PDY) adıyla Milli Güvenlik Siyaset Belgesi’ne girmiştir. 

Ahmet Taner Kışlalı bir yazısında: “… Öte yanda Fethullah Gülen. Son yıllarda, kamu önünde ağzından tek bir cumhuriyet karşıtı söz çıkmamış. devlet büyükleriyle iyi ilişkiler kurmuş. Ordu dışında hemen tüm önemli kurumlarda önemli “mevziler’’ elde etmiş. ABD’nin ’’etkin’’ desteğini sağlamış. Görünüşte Atatürk’e ve cumhuriyete saygılı. Ama tüm eğitim ağı ile, cumhuriyetin temellerini ağır ağır kemiriyor. Amacına ürkütmeden, acıtmadan ulaşma yöntemini seçmiş. … Sayın Gülen beni korkutuyor.” demektedir. Uğur Mumcu ise 1993 yılındaki bir yazısında: “Cemaatlere, tarikatlara giren çocuklar 30 sene sonra general olacaklar cumhuriyete karşı ayaklanacaklar.” demekteydi.

Amacına ulaşmak için her türlü sisni ve karanlık yola başvuran Fehullah çetesi devlet içinde ve dışında etkin olduğu süreler zarfında bir çok aydın, devlet içinde yuvalanmış karanlık yapılar ve dinci örgütlerce katledildi.

Türk Hukuk Kurumu ve Atatürkçü Düşünce Derneği Başkanı Türkiye'nin en önemli aydınlarından Prof. Muammer Aksoy 31 Ocak 1990 günü Ankara Bahçelievler'deki evinin önünde kurşunlanarak katledildi. Gericiliğin karanlığına karşı verdiği mücadele nedeniyle gericilerin hedefi haline gelen aydınlanma savaşçısı yazar Turan Dursun 4 Eylül 1990’da, İstanbul’da evinden çıkıp işine giderken, evinin önünde silahlı saldırıya uğradı ve katledildi. Türkiye'nin aydın kadınların Ankara İlahiyat Fakültesi ilk kadın akademisyeni olan Bahriye Üçok 6 Ekim 1990 günü evine gönderilen bombalı paketin elinde patlaması sonucu katledildi. Cumhuriyet Gazatesi yazarı Uğur Mumcu 24 Ocak 1993'te Ankara'da arabasına konulan bombanın patlaması sonucu katledildi. Ahmet Taner Kışlalı 21 Ekim 1999’da sonucu katledildi. “Köstebek” adlı kitabında Fetullah Cemaati’ni anlatan Necip Hablemitoğlu, 18 Aralık 2002 tarihinde evinin önünde uğradığı silahlı saldırı sonucunda katledildi. Diyarbakır Emniyet Müdürü Gaffar Okkan, Uğur Mumcu suikastinin failini açıklayacağı gece katledildi.

2 Temmuz 1993 tarihinde, Sivas’ta Pir Sultan Abdal Kültür Derneği tarafından organize edilmiş olan Pir Sultan Abdal Şenlikleri sırasında, Madımak Oteli’nin yakılması sonucu, çoğunluğu Alevi 33 yazar, ozan, düşünür ile 2 otel çalışanının yanarak ya da dumandan boğularak hayatlarını kaybettiler.

Trabzon'daki Santa Maria Kilisesi'nin Katolik rahibi Andrea Santoro'nun 05 Şubat 2006'da silahlı saldırı sonucu katledildi.. Yine Agos’un kurucusu, yayın yönetmeni ve başyazarı Hrant Dink 19 Ocak 2007 günü silahlı saldırı sonucu katledildi. 18 Nisan 2007’de Malatya’da İncil satan Zirve Yayınevinde biri Alman ikisi Türk vatandaşı üç Hıristiyan katledildi. Cinayetlerin FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü ve mensuplarınca organize edildiği, aynı örgüt tarafından yargılamanın seyrinin değiştirilmeye çalışıldığı kayıtlardaki yerini aldı.

17 Mayıs 2006’da Ankara'da, Av. Alparslan Arslan tarafından Danıştay, basılmış, İkinci Daire Başkanı Mustafa Yücel Özbilgin öldürülmüş ve dört üye ağır yaralanmıştı.

Fethullah Gülen hakkında, taraftarlarını dini bir ayaklanmaya teşvik etmek” suçlarından Ankara DGM Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 2000 yılında, 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 7'nci maddesine göre, 10 yıla kadar ağır hapis cezasına çarptırılması istemiyle açılan dava, 2008 yılının Haziran ayında FETÖ’cülerin etki altına aldığı anlaşılan Yargıtay Genel Kurulunca beraatle sonuçlanacaktı.

AKP, 03 Kasım 2002 seçimlerinde %34,28 oy alarak  iktidara gelmiş ve ülkenin adil olmayan seçim sistemi nedeniyle, elde ettiği 364 milletvekilliği ile hükümeti kurma hakkını elde etmişti. Başlangıçta projesini hayata geçirecek kadrolardan ve tecrubeden yoksudu.  Kendini tehlikede hissediyordu, devleti bütünüyle ele geçirmenin yaşamsal zorunluluk olduğunu düşünüyordu.

Etle tırnak olduğu Gülen Cemaati’nin, özellikle yargı ve polisteki gücünden yararlanarak askerî darbe tehdidini ve vesayeti geriletmek AKP’nin birinci amacıydı. Bu yüzden AKP ile F. Gülen’in öncülüğündeki hareket, Türkiye’nin yakın geleceğine damgasını vuracak olan kirli bir işbirliğini hayata geçirdi. 

AKP iktidarında Fetullah Gülen’ne açıkça övgüler, methiyeler dizdildi. Devlet daireleri, yargı, eğitim, emniyet FETÖ’ye  teslim edildi. Yan yana işler çevirdiler. Birlikte kumpaslar düzenlediler ‘Askeri vesayeti’ kaldıracağız diyerek, Türk Silahlı Kuvvetleri(TSK)’ne operasyonlar düzenlediler; kozmik odasına gidiler, Açılan davalarla gücünü kırdılar.

Komuta kademesindeki kemalist subaylar yargı eliyle tasfiye edildi. Komutanlar ihanetle, çetecilikle suçlanıp, hapishanelere doldurduldu.

Devlet içindeki “derin” yapıların tasfiye edileceği bahanesiyle Ergenekon, Balyoz, Askeri Casusluk gibi sözde darbe ve terör örgütlerine karşı açılan davalarla muhalif kesimlere karşı savaş açıldı.

Uyduruk delillerle açılan davalardaki usulsuz ve hukuksuz uygulamalar, devlet içinde yuvalanmış karanlık ve kanlı eylemlere imza atan  gerçek suç örgütlerinin(Kotrgerilla gibi) de aklamasının yolunu açtı.

Sağlı-Sollu liberaller,  Kürt Hareketi, devlet içindeki suç orgütlerine karşı  karşı savaş açıldığını ‘zanneden’ bir kısım sol-sosyalit aydın  AKP hükümetinin devletteki Kemalist ve Cumhuriyetçi kadrolarının tasfiyesine destek verdi. Böylece uydurma delillerle açılan davalar ve yargılamalara meşruiyet sağlandı. Yapılan hukuksuzluklara itiraz eden tüm muhalif kesimler ‘darbeci’ ya da ‘ergenekoncu’ ilan edildi.

‘Ergenekon davası’ kapsamında düzmece suçlamalarla tutuklanan ve 11 gün sonra serbest bırakılan yarbay Ali Tatar, 3 gün sonra gelen tutuklama kararı sonrasında evinde intihar etti. İşadamı Kuddusi Okkır, tutuklandıktan sonra hapishanede kanser oldu ve hayatını kaybetti. Silivri Cezaevi'nde tutuklu bulunan MİT mensubu Kaşif Kozinoğlu, beklenmedik bir biçimde geçirdiği ‘kalp krizi’ nedeniyle hayatını kaybetti.

Sahte delil, gizli tanık ve bir operasyon gazetesi olan Taraf gibi gazetelerde, yandaş yazarların iftiralarıyla yüzbinlerce insanın hayatı karartıldı; mağdur edildi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 15 Temmuz darbe girişiminden sonra “ne istedinizde vermedik” ifadelerini kullandığı F. Gülen Cemaati’nin ekonomik gücü de AKP-Cemaat iktidar ortaklığı döneminde olabildiğince arttı. Basın ve medya kuruluşlarıyla, sanayi ve finans kurumlarıyla dev bir yapı haline geldi.

AKP-Cemaat ‘koalisyonu’ Laiklik karşıtı uygulamaları da tedrici olarak devreye sokmuştu. Buna karşılık Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya, AKP’ye "laikliği ve demokrasiyi yok etmeyi amaçlayan siyasi projeleri" olduğu ve "Laikliğe aykırı fiillerin odağı haline geldiği" gerekçesiyle AKP’ye kapatma davası açtı. 30 Temmuz 2008 deki Anayasa Mahkemesi,  AKP’ nin laiklik karşıtı eylemlerin odağı olduğuna hükmederek, bir yıl süreyle devlet yardımından men etti.

2010 Anayasa referandumu Cumhuriyet rejiminin aşındırılmasında bir dönüm noktası oldu. Fetullah Gülen, gerçekleşen Anayasa değişikliği için yapılan halk oylamasından önce: “…  imkan olsa, mezardakileri bile kaldırarak, o referandumda 'Evet' oyu kullandırmak lazım” demişti.

‘Yetmez ama evet’çi sol ve liberallerin ‘evet’ oyu kullandığı, 2008'de kurulan Barış ve Demokrasi Partisi(BDP)’nin ise boykot ettiği referandumla kabul edilen anayasa değişikliği ile Cumurbaşkanının halk oyuyla seçilmesi sağlandı. Yargıda AKP ve Cemaat kadrolaşmasının yolu açıldı.

AKP- Fethullah Gülen Cemmati iktidar ortaklığında devlet neredeyse tamamen ele geçirildi. Kendilerine artk ihtiyaç duyulmayan sağlı-sollu liberallerle, iktidara destek veren diğer bazı kesimler devre dışı bırakıldı.

AKP ile Fetullah Gülen Cemaatinin amacı; kapitalist sistem içinde,  ortaçağ artığı bir zihniyetle dinci- mezhepçi bir rejim inşa etmek için devleti içeriden ele geçirmek, laik demokrasiyi tamamen ortadan kaldırmak, çağdaşğa ve aydınlanmaya direnerek, “doksan yıllık reklam arası((Tülay Babuşçu- AKP milletvekili )na; yani laik Cumhuriyet rejimine son vermekti.

 AKP-Gülen iktidar ortaklığının sonu:

Burada bir parentez açarak belirtelim; esasen demokratik olmayan hiç bir iktidar, elde ettiği ‘mutlak’ gücü paylaşmak  istemez.  AKP ile Fethullah Gülen Cemmati bir dönem her ne kadar et-tırnak misali görünseler de yaptıkları işbirliği, ortak düşman saydıkları güçlereden kendilerine yönelecek saldırıları boşa çıkartma ve bunları yok etmek için katlanılan geçici ve zorunlu bir işbirliğinden başka bir şey değildi. 

Bu süreçte taraflar biribirlerine hep şüpheyle yaklaştılar. Gelecekte kullanmak üzere biribirlerinin zaaflarını, kanun ve hukuk dışı ugulamalarını karşılıklı not ederek, olası hesaplaşma gününü beklediler.

İşbirliği halindeki bu iki güç tarafından kurumlar tamamen ele geçirilince, Gülen Cemmati, devlet idaresinde daha fazla pay sahibi olmak için ilk önce bazı ‘siyasi görüş’ farklılıklarını dillendirmeye, daha sonra ellerindeki emniyet ve yargı gücünü kullanmaya başladı.

AKP hükümetini sıkıştırmak ve taleplerini hükümete kabul ettirmek amacıyla, Hükümet  ile PKK  arasında yasalara aykırı bir biçimde  MİT eliyle sürdürülen Oslo görşmeleri basına sızdırıldıldı. MİT Müsteşarı Hakan Fidan bu kapsamda  Cumhuriyet Savcılığı tarafında ifadeye çağrıldı. AKP Hükümeti Hakan Fidan’a sahip çıktı ve savcılığa ifade vermeye göndermedi.

İlk defa Cemaat ve AKP alenen karşı karşıya gelmişlerdi.  Hükümet, cemaate karşı hamle yaptı. dersaneleri kapatma kararı aldı. Bu karar Cemaati çok kızdırdı; Emniyet Müdürlüğü’nde yuvalanmış güçlerini harekete geçirdiler.

FETÖ’cülerin önceden  izledikleri ve kayıt altına aldıkları anlaşılan Halbankası Genel Müdürünün evinde, ayakkabı kutularının içinde saklanmış halde yüklü miktarda paraya el konuldu.  Halbankası Genel Müdürü Süleyman Aslan ile AKP’nin dört bakanı;  Zafer Çağlayan, Erdoğan Bayraktar, Egemen Bağış ve Muammer Güler gözaltına alındı.

Bilal Erdoğan’ın evinde sakladığı iddia edilen paraları ele geçirmek için eve baskın yapılmak istendİ, ancak Hükümet güçlerinin engellemesi nedeniyle baskın yapılamadı. Alınan ses kayıtları ise basına servis edildi.

Bu olaylar kamuoyunda ‘17-25 Aralık yolsuzluk soruşturması’ adıyla kayıtlara geçti.

AKP ve Fethullah Gülen Cemmati birbirlerine karşı açık ‘savaş’ ilan ettiler Hükümet Fethullah Gülen cemattine karşı soruşturmalar başlattı. Yargıda, emniyette ‘temizliğe’ başlandı.

Ülke içinde Fethullah Gülen Cemati’nin okullarına, finans kurumlarına, şirketlerine el konuldu.  Cemaatin medya grubuna da operasyon başlatılarak bazı gazeteciler tutuklandı ve gazete ve tevizyonlar kayyuma devredildi. Cemaatin yurtdışındaki kurum ve kuruluşlarının faaliyetlerine son verişmesi için ilgili ülkeler nezdinde girişimler başlatıldı.

 “Allahın Büyük Bir Lütfu!”: 15 Temmuz FETÖ Askeri Darbe Girişimi:

Cemaat, baskıcı uygulamaları bahane ederek hükümeti ulusal ve uluslararası alanda sıkıştırmak istesede bir sonuç alamadı. AKP, Cemaatin o ana kadar yapmış olduğu bütün saldırıları geri püskürtmüştü.

Hükümet, 07 Temmuz 2015 tarihinde Fetullahçı Terör Örgütü(FETÖ) ‘ne operasyon başlattı. İzmir’deki askeri casusluk kumpası soruşturmasında, örgütün Deniz Kuvvetleri’ndeki aralarında Tümamiral Mustafa Zeki Uğurlu ve Tuğamiral Ali Suat Aktürk’ün de bulunduğu 16 kişi hakkında yakalama kararı verildi.

Operasyon bilgisi sızdırılan Uğurlu ve Aktürk kaçmayı başardı. Operasyonda gözaltına alınan 9 kişiden 7’si tutuklandı. Bu operasyonla FETÖ’nün TSK'daki hücresine ilk defa girilmiş oldu.

Medyada darbe yapılacağı haberleri çıkmaya başlamıştı. FETÖ darbesi epey zamandır ‘geliyorum’ diyordu.  Star gazetesi yazarı Lütfi Oflaz, ABD eski Başkanı George W. Bush’un danışmanı Michael Rubin'in Türkiye’de darbe olabileceğini söylediğini belirterek "inşallah söylentiler yeni darbeyle sonuçlanmaz" demişti.

Kuşku yok ki bu söylentiler hükümetin güvenlik birimleri tarafından da yakından izlenmekteydi.

15 Temmuz 2016 günü, saat 14.20’de MİT Müsteşarlığına giden Kara Havacılık'ta görevli bir pilot Binbaşı O. K: saat “14.30’da gelen 2 kişiye ‘Bir helikopter Hakan Fidan’ı alacak, diğer helikopterin ne yapacağını bilmiyorum’ dedim. Bana, ne olabileceğini sordular. Ben de büyük bir faaliyet olabileceğini hatta darbe faaliyeti olabileceğini söyledim” şeklindeki ifadeleri basına yansıdı.

MİT Müsteşarı Hakan Fidan, Genelkurmaybaşkanı ile karargâhta saat 18:00’den 20.00’ye kadar süren bir görüşme gerçekleştirdi. 15 Temmuz 2016, saat 21:30 sularında Silahlı kuvvetlerin hükümete karşı darbe girişiminde bulunduğu haberleri televizyonlarda yer almaya başladı. İlerleyen saatlerde Boğaziçi ve F. Sultan Mehmet Köprüsü askerlerce tutuldu. Darbeciler havaalanlarını hava trafiğine kapattı; İstanbul Atatürk Havalimanı’nı işgal edildi. Milletvekillerinin içinde bulunduğu sırada TBMM bombalandı.

Günlerdir ortalıkta görünmeyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, gece yarısından sonra CNN Türk canlı yayınına telefonla bağlanarak, yurttaşları kent meydanlarına ve havaalanlarına çağırıyor, vatandaşlardan darbeye karşı direnmelerini istiyordu. Geldiği İstanbul’da uçaktan inşinde ise, “Bu hareket, Allah’ın bize büyük bir lütfudur” açıklamasını yapıyordu.

TRT Genel Müdürlüğünü ele geçiren darbeci askerler, TRT’de Spiker Tijen Karakaş’a: “Tüm yurtta yönetime el konulmuştur, Silahlı Kuvvetler sıkıyönetim ilan etmiştir” diyerek bildiri okutturdular. Cumhurbaşkanliği Külliyesinin ve TBMM binasının bombalandığı haberlerde yer aldı.

Yapılan açıklamaya göre 15 Temmuz’da gece boyunca yapılan saldırı ve çatışmalarda 148’i Ankara’da olmak üzere, 240 kişi hayatını kaybetti. Ve yine 1.223’ü Ankara’da olmak üzere, 2.185 kişi yaralandı.

Yaşananlar AKP ile FETÖ arasındaki kesin hesaplaşmanın son perdesiydi. Başbakan Binali Yıldırım, 16 Temmuz 2016’da, saat 12.25’te Çankaya Köşkü’nde bir açıklama yaparak: “Kalkışma bastırılmıştır, Olaylara karışan 2 bin 839 subay ve asker gözaltına alınmıştır" dedi.

Darbe girişiminin olduğu gecede neler yaşandığı bu güne kadar tam olarak anlaşılamadı. Kafalarda bir çok soru işareti oluştu.

Darbecilerin, halkın sokakta olduğu bir saat olan 20.30’da harekete geçmiş olmaları, Devlatin Emniyet ve istihbarat teşkilatı varken, Cumhurbaşkanın darbeyi yakınlarından öğrendiğini söylemesi kuşkuları daha da artırdı.

Mit Müsteşarı ile dönemin Genel Kurmay Başkanı’nın TBMM’deki darbeyi araştırma komisyonuna ifade vermeye gitmediler. AKP lideri’nin, "Bugün bildiğiniz gibi öğleden sonra bir hareketlilik ne yazık ki silahlı kuvvetlerimizin içinde mevcuttu", "…Bu hareket, Allah’ın bize büyük bir lütfudur" ve "Akıllı olanlar Türkiye'yi terk etti gitti, aklı yetmeyenler burada tuzağa düştü" ifadeleri, darbe girişiminden önceden haberdar olunduğu ve darbeye karşı bir planın yapılmış olduğunu düşündürmektedir.

Kamuoyundaki yaygın kanaate göre, kimi kesimlerce “Kontrollü darbe” diye de nitelendirilen Fethullahçı ihanet çetesinin darbe girişiminden önceden haberdar olan AKP iktidarı, MİT’in başını çektiği güvenlik güçleri vasıtasıyla uyguladıkları bir stratejiyle darbeye ‘yol vererek’, bir yandan darbecilerin tuzağa düşürülüp,  kıskıvrak yakalanmalarını sağlamış, diğer yandan darbe girişimini,  fiili olarak 'tek kişi' yönetimini olan ‘Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni inşa etmek için bir fırsata dönüştürmüştür. 

Böylece, 15 Temmuz darbe girişimi, Türkiyenin ‘aydınlanmacı modern cumhuriyet karşıtı dönüşümünü sağlamak amacıyla bir enstruman olarak kullanan Hükümet, darbecileri cezalandırma bahanesiyle demokrasiyi ortadan kaldırarak, ‘tek adam’ rejimine karşı çıkan toplumun değişik muhalefet kesimlerini sindirilip, susturulmak istemiştir.

Hükümet tarafından Olağanüstü Hal(OHAL)  ilan edilmesi gündeme getirildi. Buna karşılık CHP, ve HDP, OHAL’in demokrasiyi yok edeceğini ve bunu muhalifleri susturmak için de kullanılacağını ifade ederek, darbecilere karşı demokrasiden vazgeçmeden normal hukuk sistemi içinde mücedele edilmesi gerektiğini savundular.

AKP Hükümeti, 20 Temmuz 2016 da tüm yurtta Olağanüstü Hal ilan etti. Ülke ‘Kanun Hükmünde Kararnameler’(KHK)le yönetilmeye başlandı.

CHP, 24 Temmuz 2016 da Taksim Meydanı'nda yüzbinlerce vatandaşın katıldığı bir miting düzenledi. Kemal Kılıçdaroğlu, Mitingte  'Taksim Manifestosu' adını verdiği 10 maddelik bir bildiri okudu. Bildirin dikkat çeken en önemli maddesi, “her türlü darbeye ve parlamenter sistem üzerindeki her türlü vesayete karşı çıkmak, demokrasiden yana olanların namus borcudur. ‘Ne darbe, ne dikta, yaşasın tam demokrasi” şeklinde ifade edilen maddesiydi.

Cumhurbaşkanı, OHAL’deki hukuk dışı uygulamalarına meşruiyet kazandırmak ve olası karşı çıkışları engellemek amacıyla, FETÖ’cü darbenin karşısında olan toplumun değişik kesimlerine ilk başta ılımlı mesajlar gönderdi. Darbeye karşı tutumlarından dolayı liderlere teşekkür etti. HDP hariç, muhalefet parti ve liderlerini, 07 Ağustos 2016 tarihinde AKP’nin Yenikapı'da düzenliyeceği mitinge davet etti.

AKP liderinin bu yumuşak üslubu uzun sürmedi. 20 Temmuz 2016’da ilan edilen Olağanüstü hal yönetimi ile yeni bir döneme girildi. ülke hızla siyasal ve toplumsal gerginliğe, kutuplaşma ve kamplaşmaya doğru sürüklendi.

16 Nisan 2017 tarihinde gerçekleşen anayasa referandumu esnasında Yüksek Seçim Kurulu’nun hukuksuz ve yasaya açıkça aykırı bir biçimde mühürsüz oyları geçerli sayan kararıyla kotarılan anayasa değişikliğine yapılan itirazlara karşı R. Tayyip Erdoğan: “Atı alan üsküdarı geçti” ifadesini kullandı.

Meclis fiilen devre dışı bırakıldı. Ülke ‘Kanun Hükmünde Kararname’lerle yönetilmeye; temel hak ve özgürlüklerin kullanımı engellenmek suretiyle hızla bir dikta rejimi inşa edilmeye başlandı. Ülkede artık demokratik bir anayasal düzenden söz etmek imkânsız hale geldi.

Yıllardır ülkeyi yönetenler, Fethullahçı dinci çete ile birlikte devleti ele geçirmek için yaptıkları kanunsuz ve partizanca atamalar sonucu, Milli Eğitim ve yargı dâhil tüm kurumları adeta çürüttüler. Yurttaşların güvenerek hak arayacakları tek bir kapı bırakmadılar.

Yapılan Anayasa değişikliği ile Cumhurbaşkanı, bir partinin de başkanı olması sağlandığı için tarafsızlığı kalmadı. Anayasa ‘fiili’ olarak rafa kaldırıldı. Yasama, yürütme ve yargı tek elde(adamda) toplandı. Yargı kararlarına uymamak gelenek haline geldi.

Hükümetin, tasvip etmediği kararları veren yargıçlar, ya görevden alındılar, ya da görev yerleri değitirilerek sürgüne tabi tutuldular. Ağır ve aksak ta olsa işleyen adil, tarafsız ve bağımsız yargı tamamiyle ortadan kalktı. Herkesin can ve mal güvenliği tehlikeye girdi.

Cemaate karşı yıllar öncesinden mücadele içinde olan ve yazdıkları yazılarıyla hükümeti uyaran bir çok muhalif gazeteci, ironik bir biçimde ‘FETÖ’cü ilan edilerek işine son verildi ve cezaevlerine konuldu.

Farklı düşünce, inanç ve kanaat sahiplerine en yüksek düzeyden, toplumun ortak değerleri olan vatan ve bayrak alet edilerek casus, hain bölücü ve terörist ithamlarıyla saldırıldı.

Muhalif kesimlere karşı yapılan kin ve nefreti söylemi, linç kültürünün hızla gelişmesine yol açtı. Toplumda güvensizlik arttı, Kutuplaştırma siyasetiyle toplum adeta ikiye bölündü.

Eğitim sistemi ve çeşitli uygulamalarla toplum dönüştürüldü; uygulamaları sorgulamayan, her türlü çirkinliği görmezden gelen, kendisi gibi düşünmeyenleri düşman sayan, kin ve nefret dolu bir anlayış, dejenere olmuş kurumlarıyla hakim oldu. Anayasa değişikliği ile dinci, faşizan diktatoryal bir sistemin kalıcılaşmasının ve kurumsallaşmasının yapı taşları döşendi.

İç politikada bu gelişmeler yaşanırken, dış siyasette mezhepçi, yayılmacı anlayışla komşu ülkelerin iç işlerine müdahale edildi. Suriye devletiyle çatışan cihatçı gruplar desteklendi. Bölgesinde yalnızlaşan Türkiye’nin diş politika anlayışıyla AKP iktidarı, ithal ettiği IŞİD vb. gibi  sorunlar nedeniyle, toplumun iç güvenlik sorunu haline geldi.

Çalışma hayatında, zaten yıllardır iyice sindirilmiş ve örgütlülüğü yok edilmiş çalışanların tüm kazanımları tek tek ellerinden alındı.

Katliamı andıran İş kazaları, kölelik koşullarında çalışma hayatı…

Sahillere vuran sığınmacıların ölü bedenleri…

Yüzde bin dört yüz oranında artan kadın cinayetleri…

Tutuklanan gazeteciler ve siyasetciler …

Bütün bu hukuksuzluklara karşı, yerlerde sürünen ve iktidarın emrine giren yargı ve can yakıcı diğer sorunlar…

Ülke izlenen mezhepçi dış politika nedeniyle yabancı istihbarat örgütlerinin cirit attığı, cihatçı çetelerin kol gezdiği ve kent merkezlerinde bombaların patlatıldığı bir arenaya dönüştü. 

OHAL’in iki yıllık bilançosu

İki yıllık OHAL döneminde çıkartılan KHK sayısı 32’ye ulaştı. Bu kararnameler doğrultusunda resmi verilere göre 160 bin kişi hakkında gözaltı işlemi yapıldı, 70 binden fazla kişi tutuklandı, 155 bin kişi hakkında ‘silahlı örgüte’ üye olmak suçundan soruşturma açıldı.

OHAL KHK’larıyla, OHAL süresince gözaltı süresi 30 güne çıkarıldı. 2016 sonuna kadar uygulanan bu süre Avrupa Konseyi’nin uyarılarıyla 2017 başında maksimum 14 güne indirildi. Gözaltında avukata erişim Temmuz 2016’daki 668 sayılı KHK ile cumhuriyet savcılarının gözaltına alınan kişilerin avukatlara erişimini sınırlama yetkisi 5 güne kadar çıkarıldı. Daha sonra bu süre bir başka kararname ile 24 saate indirildi.

İçişleri Bakanlığı, “Terör örgütü propagandası yapıldığı, devlet büyüklerine hakaret edildiği, nefret söylemi içerdiği” gerekçeleriyle 45 bin 415 sosyal medya hesabını incelemeye aldı. Bu incelemeler sonrasında 17 bin 89 kişi hakkında yasal işlem yapıldı.

OHAL süresince121 bin 311 kişi kamudan ihraç edildi. 5 bin 705’i akademik kadro olmak üzere üniversitelerden ihraç edilenlerin sayısı da 7 bin 80’e ulaştı. Kamudan ihraç kararları sadece aktif çalışma hayatında olanlarla sınırlı kalmadı, emekli olanlar için de kararlar alındı. Birçok emeklinin rütbesi (asker olanların askeri rütbeleri, kamuda çalışanların ünvanları) geri alındı. Bu kişilerin kamu ile ilişkisi olan herhangi bir görev alamayacakları, özel sektörde özel güvenlik ile ilgili işlerde çalışamayacakları da hükme bağlandı.

Fethullah Gülen bağlantısı olduğu iddiasıyla başlatılan okul kapatmaları, sivil toplum örgütlerini de içine alacak şekilde zamanla genişletildi.  64 özel eğitim kurumu (anaokulu, ilkokul, ortaokul ve lise), 360 özel kurs ve etüd merkezi, 847 öğrenci yurdu, 47 özel sağlık merkezi, 15 özel vakıf üniversitesi, 2 konfederasyona bağlı 29 sendika, bin 419 dernek, 145 vakıf, 174 medya ve yayın kuruluşu kapatıldı. 985 ticari işletme Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na (TMSF) devredildi.

Proje okul uygulaması adı altında binlerce öğrenci mağdur edildi, yüzlerce öğretmenin yeri değiştirildi. Akademik alandaki yasaklar nedeniyle yüzlerce akademisyen ülkeyi terk etti.

Türkiye’de OHAL KHK’ları ile bir çok TV ve radyo kanalı, gazete ve derginin kapısına kilit vuruldu; 70 gazete kapatıldı. Kapatılan dergi sayısı 20’ye ulaştı. radyoyla ilgili 34 kapatma kararı alındı. 30 yayınevi ve dağıtım şirketi ve 33 televizyon kanalı da kapatıldı. Dünya basın özgürlüğü endeksinde 2010’da 138.sırada olan Türkiye, 2018’de 157.sıraya geriledi.

FETÖ’ye karşı mücadele etmiş ve bunun için FETÖ’nün mahkemelerinde caza almış gazeteciler ve yurttaşlar hakkında, bu kez FETÖ Örgütüne üye olmamakla birlikte yardım ve yataklık etme gibi tuhaf suçlamalarla tutuklanarak ağır cezalar verildi.  Bir çok yurttaş hakkında ‘terör propagandası’, ‘cumhurbaşkanına hakaret’ vb. gibi gerekçelerle onlarca soruşturma açıldı ve tutuklama işlemleri gerçekleşti. Yerel seçimlerle işbaşına gelen belediye başkanları görevden alındı. Türkiye genelinde 99 belediyeye kayyum atandı.

16 Nisan 2017 tarihinde yapılan referandumda, Yüksek Seçim Kurulu’nun hukuksuz ve yasaya açıkça aykırı bir biçimde kullanılan  mühürsüz oyları geçerli sayması sayesinde kabul edilen anayasa değişikliği ile ‘Tek kişi’ yönetimine geçişe imkan tanıyan hukuksal alyapı oluşturuldu. 

OHAL uygulamalarıyla yaratılan korku  düzeninde,  adil olmayan ve devletin tüm imkanları kullanılarak gidilen 24 Temmuz 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekilliği Erken Genel Seçimlerinde sağlanan sonuçlarla, “90 yıllık reklam arası” dedikleri Parlementer Cumhuriyet rejimi sona erdirildi.

Ülke, anayasasına göre demokratik, laik sosyal hukuk devleti olan Cumhuriyet rejiminden, ‘tek adam’ idaresine geçti! 31.07.2018



96 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

GIDA GÜVENLİĞİ, SAĞLIKLI GIDAYA ERİŞİM VE KOOPERATİFLEŞME - 19/03/2020
Gıda güvenliği, gıdaların tüketim için uygunluğunun sağlanması ve tüketicilerin gıda kaynaklı sağlık risklerine karşı korunmasıdır.
ÖKSÜZ KALAN TOPRAKLAR - 28/02/2019
.
SİYASAL İSLAMCI İDEOLOJİNİN İFLASI - 05/01/2019
Toplum Gelişmesinin Tarihsel Sürecinde Din ve İslami İdeoloji
SULANDIRILAN/İÇİ BOŞALTILAN LAİKLİK İLKESİ - 29/04/2017
TBMM Başkanı İsmail Kahraman'ın; "Laiklik bir kere yeni Anayasa'da olmamalıdır. ... Dindar anayasa meselesinden anayasamızın kaçınmaması lazım, Dini olarak bahsetmesi lazım" ifadelerine tepkiler büyürken, Laiklik üzerine tartışmalar da yeniden
SOL YANINI YİYİP, TÜKETEN ‘KEMALİST CUMHURİYET’ - 21/06/2016
“Kemalizm”, adını Anadolu’nun işgal edilmesine karşı yapılan direnişin önderi Mustafa Kemal’den almaktadır.
KÜRT SORUNU VE AKP’NİN ‘ÇÖZÜM SÜRECİ’ - 16/03/2016
İslami(milli görüş) geleneğinin devamı olan Fazilet Partisinden ayrılarak, 14 Ağustos 2001' de kurulan Adalet ve Kalkınma Partisi(AKP), ABD’nin desteği ile devraldığı mevcut sistemi ‘neokapitalist-neoemperyalist sistem içinde çağ dışı bir zihniyetle
BİR ‘ILIMLI İSLAM’ PROJESİ OLARAK AKP - 13/01/2016
Soğuk savaş döneminde, Sovyetler Birliği’nin güneye -sıcak denizlere- doğru inmesini engellemek isteyen Amerika Birleşik Devletleri(ABD), geliştirdiği ‘Yeşil Kuşak Teorisi’ çerçevesinde, komünizme karşı radikal cihatçı İslami akımları destekledi.
Derneğimiz ''AS-DER'' Hakkında - 08/04/2015
980'li yılarda, uygulanan sosyoekonomik politikaların da etkisiyle kırsaldan -özellikle Doğu, Güneydoğu ve Karadeniz illerinden başta olmak üzere- Büyük kentlere doğru hızlı bir göç yaşandı. Artvin bölgesinden de binlerce aile göç ederek, çoğunlukla
Üyelik Girişi
AS-DER RADYO

ŞİİR KÖŞESİ
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar6.63816.6647
Euro7.27057.2996
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam8
Toplam Ziyaret40363