BELGESELLER
Güner DEMİRCİ
gunerdemirci08@hotmail.com
SULANDIRILAN/İÇİ BOŞALTILAN LAİKLİK İLKESİ
29/04/2017

SULANDIRILAN/İÇİ BOŞALTILAN LAİKLİK İLKESİ

TBMM Başkanı İsmail Kahraman'ın; "Laiklik bir kere yeni Anayasa'da olmamalıdır. ... Dindar anayasa meselesinden anayasamızın kaçınmaması lazım, Dini olarak bahsetmesi lazım"  ifadelerine tepkiler büyürken, Laiklik üzerine tartışmalar da yeniden alevlendi.

Laiklik ilkesini kaldırma isteği karşısında oluşan/oluşacak tepkileri gören Saray Yönetimi, Hükümet ve Siyasal İslamcı çevreler iki adım ileri, bir adım geri -mehter yürüyüşü- taktiğini uygulamaya koydular; "Anayasada laiklik kalsın, İslam vurgusuna gerek yok” diye tepkileri yumuşatmaya çalıştılar.

Laikliği sulandıracak içini boşaltacak kavramlar havada uçuşmaya başladı:

“Militan laiklik”, “Otoriter Laiklik,”, “Özgürlükçü Laiklik ”, “Demokratik Laiklik” Yeni tanımlamalar yapıldı“Laiklik Din ve Vicdan Özgülüğüdür” “Laiklik devletin bütün dinlere eşit mesafede olmasıdır” vb.

Laik bir sistemin sonuçları olacak ifadeler laikliğin tanımı olarak sunuluyor, genel kabul görmüş tanımlar ise hiç zikredilmiyor.

İktidar gücüyle siyasal ve kamusal alanda yoğun bir şekilde yer alan dinsel inanç, giderek bu alanları kontrolü altına alıyor.

Sosyal Demokrat Muhalefet, CHP ve HDP ise, ‘din düşmanı derler’ diye savunmacı bir refleksle, AKP'nin laiklik karşıtı eylem ve söylemlerine karşı duramıyor ve inancın siyasi ve kamusal alanda yer almasınına ses çıkaramıyor. Laiklik ilkesi sulandırılarak içi boşaltılıyor.

Kısaca Laikliğin genel tanımını yapacak olursak: siyasi olarak din ile dünya işlerinin, hukuki olarak ta din işleri ile devlet işlerinin   birbirlerinden ayrılmasıdır.

Laik sistemde siyasal iktidar, dinsel kudret ve otoriteden arındırılarak bağımsız hale getirilmiştir. Bu nedenle "din"  siyasal erk ve yaptırım gücüne sahip olamaz. Laik Düzende "din" kamu hizmeti olarak kabul edilmez. Siyasal ve Kamusal alanda yer alarak bu alanı kontrolü altına almaya çalışamaz. Devlet bir mezhebin, bir cemaatin, bir tarikatın dinsel gereksinimlerine yönelik iş göremez, bir Din'in, mezhebin karşısında veya yanında olamaz.

Türkiye’de bu anlamıyla Laiklik hiçbir zaman uygulanmadı. Devlet eliyle Sünni-Hanefi mezhep anlayışına dayalı Diyanet Kurumu, İmam hatip okulları, Kuran Kursları gibi kurumlar eliyle din hizmeti verilerek dinsel alan kontrol edilmeye çalışıldı.  Zamanla, kontrol edildiği sanılan dinsel yapılar, devleti ve siyasal alanı kontrol etmeye başladı.

Siyasal Bilgiler Fakültesi öğretim üyelerinden Bülent Daver’e(1928-2014) göre Laiklik İlkesi, Dini ve dünyevi otoritelerin birbirinden tamamen ayrılmasını, din işlerinin bireysel bir sorun sayılarak düzenlenmesinin inanç kesimlerine bırakılmasını; devletin dinler karşısında yansız olmasını ve farklı dinlere bağlı olanlar arasında hiç bir ayrım yapmamasını, böylece din özgürlüğünün sağlanmasını, buna karşılık dinsel otorite, ilke ve inançların da hiçbir biçimde devlet ve dünya işlerine karışmamasını gerektiren bir ilkedir. (Daver,1955:8)

Laik bir siyasal sistemde, devletin yasal, toplumsal ve siyasal yapısının dinsel kurallara uygun olması zorunluluğu söz konusu değildir. Devlet ve dünya işleri, toplumun değişen ihtiyaçlarına göre fen ve bilimin gerektirdiği yordamlar kullanılarak konulacak Temel Yasa, Yasa, Yönetmelik, Genelgeler(vb.) ile icra edilir. Toplumun dinsel inançlarını yerine getirebilme ve dinlerin kendilerini ifade etme hakları da ‘Laik Devlet’ tarafından yasalarla güvence altına alınır.

Dini değerlerle, modern toplusal hayatın işleyişi arasında çelişki ve çatışma ihtimalleri her zaman vardır. Aslında sosyal yaşam doğası gereği birçok çatışmayı içinde taşır. Bireylerin ve toplumsal kesimlerin farklı düşünce, çıkar, inanç mensubiyeti olmaları nedeniyle çatışma kaçınılmazdır. Önemli olan toplumsal yaşamın bu türden kaçınılmaz çatışmaları sulh edecek, azınlık ve güçsüz olanların temel haklarını azami ölçüde koruyacak ve böylece birlikte yaşamayı mümkün kılacak bir şekilde düzenlenmesidir.

Laik düzende dini oluşumların, İnançsızlar üzerinde oluşturacakları baskı ile farklı dinlerin ve inanç gruplarının birbirleri üzerinde kurabilecekleri baskıyı engelleyici düzenlemelere gidilmesiyle inanç ve kanaat özgürlüğü azami olarak tesis edilmiş olur.

Peki, genel kabul görmüş tanım ve ifadeler böyleyken laikliği, laik sistemin sonucu olan “din ve vicdan özgürlüğü” olarak tanımlanmak istenmesindeki maksat nedir?

Öyle anlaşılıyor ki bu gibi tanımlamaların altında, bir taraftan tepkileri yatıştırma, öte taraftan, İslamcı bir düzeni kurumsal olarak hayata geçirilebilmek için dinsel özgürlüğün sınırlarını, devlet işleyişinin ve siyasal yapının dinsel kurallara göre belirlenmesine olanak tanıyacak şekilde genişletilme arzusu yatmaktadır.

Bugün laik devlet anlayışına karşı açık bir savaş açılmıştır, Anti Laik uygulamalar en çok kadın üzerinden yapılmakta ve kadının özgürlüğünü hedef almaktadır. 

Anaokulundaki kız çocuklarına bile türban giydirilmiştir. 4+4+4 düzenlemesi, orta öğrenimde imam hatip’leşme, TÜRGEV gibi dinci vakıf kuruluşlar aracılığıyla yasadışı bir şekilde Eğitim Sistemine dışarıdan yön verme, kamu kuruluşlarında kadın çalışanların işe alımında türban adeta fiili kıstas haline getirtmesi, Resmi kurumlardaki çalışma saatlerinin, bir dinin mensuplarının ibadetlerini gerçekleştirebileceği zaman dilimine göre ayarlanması; bütün bunlar toplumsal düzeni din kurallarına göre dizayn etmenin adımlarıdır.

Yani mesele tüm toplum kesimlerine din, vicdan ve kanaat özgürlüğü sağlamak değildir. Yani mesele, esasen her döneminde korunup-kollanan ve diğer inanç grupları üzerinde tahakküm kuran sünni inancına mensup müslümanlara yapılan sözümona ‘zulümlerin’ ortadan kalkması değildir, Yani mesele “türbanlı bacılarımızın” “dini vecibelerinden birini;“örtünme ibadetini” yerine getirebilme özgürlüğü’ hiç değildir!

Siyasal İslam’la Demokrasi pekâlâ bir arada olabilir diyen, türbanlı bacılarımıza özgürlük diye Siyasal İslamcılarla birlikte kahramanca(!) savaşım veren bazı liberal sol-sosyalist aydınlarımız, TBMM Başkanı İsmail Kahraman'ın bu çıkışının ardından uyandı mı dersiniz? 29.04.2016



144 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

ÜÇ FİDAN'NIN ANISINA - 06/05/2021
Bir yangın ormanından püskürmüş genç fidanlardı
BUGÜN 1 MAYIS - 30/04/2021
Bugün İşçilerin özgürlük, adalet, demokrasi, barış ve sendikal hakları yeniden kazanmak için devlete, hükümete ve sermayeye taleplerini haykırma günü.
KADINLAR GÜNÜ'NDE NEYİ KUTLAYALIM? - 08/03/2021
Bugün '8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü'.
SOSYAL DEMOKRAT PARTİLERİN, MERKEZ SAĞ PARTİLERDEN FARKI NE? - 05/11/2020
Sosyal demokrasi ideolojisinin kökeni Marksizm'e dayanır. Amacı, kapitalizmin acımasız sömürüsüne son vermek, eşitlik, özgürlük ve sosyal adaleti sağlamaktır.
KAPİTALİZMİN SONU, BİR ÇAĞ DÖNÜŞÜMÜNÜN EŞİĞİNDE - 18/04/2020
.
GIDA GÜVENLİĞİ, SAĞLIKLI GIDAYA ERİŞİM VE KOOPERATİFLEŞME - 19/03/2020
Gıda güvenliği, gıdaların tüketim için uygunluğunun sağlanması ve tüketicilerin gıda kaynaklı sağlık risklerine karşı korunmasıdır.
ÖKSÜZ KALAN TOPRAKLAR - 28/02/2019
.
SİYASAL İSLAMCI İDEOLOJİNİN İFLASI - 05/01/2019
Toplum Gelişmesinin Tarihsel Sürecinde Din ve İslami İdeoloji
AKP-CEMAAT(FETÖ) ORTAKLIĞINDAN, 15TEMMUZ FETÖ’CÜ DARBE GİRİŞİMİNE - 31/07/2018
Fetullahçı Terör Örgütü(FETÖ), anayasasına göre
 Devamı
Üyelik Girişi
AS-DER RADYO
ŞİİR KÖŞESİ
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar9.45089.4887
Euro10.973511.0175
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam13
Toplam Ziyaret60036