BELGESELLER
Güner DEMİRCİ
gunerdemirci08@hotmail.com
KÜRT SORUNU VE AKP’NİN ‘ÇÖZÜM SÜRECİ’
16/03/2016

KÜRT SORUNU VE AKP’NİN ‘ÇÖZÜM SÜRECİ

AK(P)KK ‘Çözüm Süreci’nde yolları neden kesişti?


İslami(milli görüş) geleneğinin devamı olan Fazilet Partisinden ayrılarak, 14 Ağustos 2001' de kurulan Adalet ve Kalkınma Partisi(AKP), ABD’nin desteği ile devraldığı mevcut sistemi  ‘neokapitalist-neoemperyalist sistem içinde çağ dışı bir zihniyetle İslamcı, otoriter bir devlet yapısına dönüştürmeyı amaçlamıştır.


3 Kasım 2002’de tek başına iktidara gelen AKP, iktidardaki gücünü pekiştirmek ve daim kılabilmek maksadıyla ‘Büyük Ortadoğu Projesi’ne uygun politikalarla Emperyalist güçlerin(ABD, AB)’nin desteğini aldı.

AKP İktidarını ülke içinde destekleyen grupların başında Fethullah Gülen cemaati geliyordu. Sağ ve sol liberaller, icat ettikleri bahanelerle Hükümetin hukuksuz uygulamalarına meşruiyet sağladılar. Sermaye kesimi de İslami iktidara tam destek verdi.

‘Çözüm Süreci’ adına AKP İktidarına “destek” olan diğer önemli bir kesim ise, Kürt hareketi oldu. Bilindiği gibi Türkiye Cumhuriyeti’nin, “tek dil”, “tek millet” anlayışıyla Türkiye’de Kürtlerin varlıkların inkâr edilmesi ve 12 Eylül darbesiyle anadillerin kullanmalarına yasak getirilmesiyle Kürt sorunu gün yüzüne çıkmıştı.

Kürt sorununu; önceleri bağımsız sosyalist bir Kürdistan kurarak, günümüzde ise, Kürdistan Topluluklar Birliği (KCK) sözleşmesi doğrultusunda çözmek amacıyla PKK, yaklaşık 25 yılı aşkın bir süredir Türkiye Cumhuriyeti devleti ile çatışmaktadır.

AKP’nin, ‘Kemalist Devlet’i dönüştürmek ve devleti tam olarak ele geçirebilmek için  güç kazanıncaya kadar çatışmasızlık ortamına ihtiyacı vardı. PKK ise, kendisi gibi, ‘Kemalist Cumhuriyet’e karşı olan AKP’nin iktidara gelmesini, kürt sorununu çözmek için bir fırsat olarak değerlendirmek istedi.

İşte Adalet ve Kalkınma Partisi ile PKK’nin bir dönem yollarının kesişmesine neden olan ve aslında bir çatışmasızlık dönemi olarak adlandırabileceğimiz “çözüm süreci” böyle başladı.

AKP, Kürt sorununu sadece kendilernin çözebilecekleri hususunda kamuoyunda algı oluşturmak amacıyla yoğun bir propaganda faaliyetine girişti.


Barış ve Demokrasi Partisi(BDP) ve PKK’nin de içinde olduğu çeşitli çevreler, AKP’yi Kemalist statükoyu yıkan, kürt sorununu çözebilecek tek aktör ilan etti. AKP’li bazı bakanlara, Mit Müsteşarına övgüler dizildi. Nevruzlarda İslam kardeşliği vurguları yapıldı.

Cumhuriyet Halk Partisi(CHP) ve bazı sol partiler statükocu ve ulusalcı ilan edilerek hedef tahtasına konuldu. Adeta “muhalefete muhalefet” eder durumuna gelindi. Kürt hareketi, Gezi Direnişi’ne hükümet yıkılabilir(!) diye, sembolik destekle yetindi.

AKP, Özünde ‘çatışmasızlık süreci’ olan ‘Çözüm süreci’ni bir oyalama, seçimleri kazanma, kendi iktidarını sağlamlaştırma ve kalıcı kılma maksadıyla sonuna kadar kullanırken, PKK Çözüm(çatışmasızlık) Süreci'ni, toplum nezdinde meşruiyet kazanma, güç toplama, silah yığınağı yapma ve olası bir savaşa hazırlanma fırsatına dönüştürmüştü. Sürecin en olumlu yanı ise, süreç boyunca sürdürülen çatışmasızlık nedeniyle can kayıplarının en aza inmiş olmasıydı.

Tek adam yönetimine dayalı Siyasal İslamcı bir dikta yönetimi kurmak isteyen AKP’nin Kürt sorununu çözebilecek bir aktör ilan edilmesi, Kürt Hareketi açısından son derece isabetsiz bir yaklaşımdı. Bu yüzden şeffaf olmayan bir şekilde sürdürülen ‘Kürt Açılımı’nda umut verici hiç bir gelişme olmadı; ne anadilde eğitim hakkı tanındı, ne çatışmaların kalıcı olarak durması, ne samimi diyalog yolu, ne de diğer talepleri karşılayacak bir gelişme yaşandı.

Nihayet HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’ın bir  grup toplantısında: “seni başkan yaptırmayacağız” ifadesinden sonra, başkanlık sistemine destek verilmeyeceğinin anlaşılması üzerine  AKP iktidarı,  sürdürdüğü   “Çözüm Süreci”ni  rafa kaldırdı.

‘Çözüm Süreci’nden çözülme, parçalanma ve yıkıma doğru!  

AKP ve Cumhurbaşkanı’nın kutuplaştırıcı ve HDP’yi seçim barajının altında bırakma siyasetine karşı, HDP’nin, Haziran 2015 genel seçimi öncesi, ‘Türkiyelileşme projesi’ çerçevesindeki yürüttüğü demokratik siyasetine destek giderek artmıştı.


Kürt Hareketi, 7 Haziran 2015 seçimlerinden önce ülke çapında HDP’ye ve Kürtlere yönelik onca saldırılara; Parti binalarına yapılan saldırılar, Diyarbakır ve Suruç katliamlarına rağmen provokasyon tuzağına düşmedi. provokasyonların sonuçları siyasi İktidar açısından olumsuz oldu. Yapılan saldırılar karşısında muhafazakâr Kürtler AKP’den önemli ölçüde koparak HDP’ye yöneldiler.

HDP’nin şiddeti dışlayan, sağduyulu, birleştirici söylem ve eylemleriyle, ‘Türkiyelileşme Projesi’ adı altında yürüttüğü kapsayıcı demokratik siyaseti sonucu, sadece Doğu-Güneydoğu illerine değil, batı İllerinde de büyük sempati topladı. Böylece 7 Haziran 2015 genel seçimlerinde beklentilerin de üzerinde oy alarak %10 seçim barajını aştı ve TBMM’ye 80 milletvekili sokmayı başardı. 

AKP, bu koşullarda gidilen 07 Haziran 2015 genel seçimlerinden 2002 den buyana İlk yenilgisini alarak Meclisteki çoğunluğunu kaybetti.  MHP ve CHP de oylarını yükselttiler.

Seçim Sonuçlarını hazmedemeyen ve iktidarını seçimler yoluyla devretmeyi düşünmediği anlaşılan Saray ve AKP İktidarı, Mezhepçi, Faşizan bir ‘Başkanlık Rejimi‘ kurmak için, toplumun dini ve milliyetçi duygularını istismar ederek saflarını iyice sıkılaştırmayı ve başkanlık rejimi için gerekli kitle desteğini büyütmeyi amaçladı.


Hükümetin, 7 Haziran 2015 seçiminden önce çıkarttığı İç Güvenlik Yasası ve diğer söylem ve eylemleriyle her türlü muhalefete-özellikle de Kürt muhalefetine karşı harekete geçeceği anlaşılmıştı. Buna karşılık PKK’nın da çatışmasızlık sürecini sonlandıracağı açıklamaları ulusal medyada yer bulmaktaydı.

Siyasi İktidar, çatışmasızlık ortamında HDP’nin yürüttüğü barışçıl, kapsayıcı ve demokratik siyasetin muhalefete desteği artırdığını ve seçimde oy kazandırdığını gördü. Bu yüzden, Kürt sorununun çözümünden çok, Türkiye’nin gerici dönüşüm projesinin bir parçası haline getirmeye çalıştığı ‘Çözüm Süreci’ni tamamen terk etti. Başlattığı saldırı ve operasyonlarla, buna hazırlıklı olduğu anlaşılan ve stratejik ve politik hedef itibariyle ulusal kurtuluşu seçen PKK’yi çatışma sürecine çekti.

Karşılıklı saldırılarla kanlı bir süreç başladı. ‘Çözüm Süreci’ şiddetle takviye edilmiş bir tasfiye dalgasına dönüştü. Güneydoğuda yeni karakollar kuruldu, Özgürlükleri daha da kısıtlayan İç Güvenlik Yasası yürürlüğe konuldu. Devlette, yeniden çete örgütlenmeleri gündeme geldi.

Ne yazık ki, HDP’nin ‘Türkiyelileşme projesi’ çerçevesinde yürüttüğü demokratik siyasetin başarısının nedenlerini doğru değerlendiremeyen PKK, eylemsizlik tavrını sürdürüp, demokratik siyaseti desteklemek ve İktidar partisinin saldırılarını boşa çıkartmak yerine, buna tam da iktidarın arzu ettiği şekilde; silahlı saldırıyla, ‘şehir savaşları’ ve ‘Özyönetim’ ilanı açıklamalarıyla cevap verdi. Böylece, AKP iktidarı ve PKK tarafından yaratılan çatışma ortamında HDP etkisiz bir eleman haline getirilmiş oldu.

Türkiye siyasetinin önemli muhalefet partilerinde biri olan HDP, ne yazık ki iktidarı hedefleyen, bağımsız bir irade gösterebilecek nitelikten yoksundu. Kendi siyasal çözümlemelerini ortaya koymaktan daha çok AKP’nin PKK ile yürüttüğü ‘çözüm süreci’nde bir aracı rolü oynayan bir görünüm vermekteydi. Bu yüzden siyası muarızları tarafından sık sık ‘PKK’nin siyasi uzantısı’ olmakla suçlanmaktaydı.

Emperyal güçlerin bölgedeki çıkarlarıyla, kendi taleplerinin uyumlu olduğunu değerlendiren ve Suriye’nin kuzeyindeki gelişmeler üzerine taleplerini maksimal düzeye çıkartan PKK, egemenlik sınırları içinde hiç bir devlet tarafından kabul görmeyecek taleplerini ancak “savaşarak” elde edebileceği düşüncesinden hareket etti. 

Kemalist Cumhuriyet(ortak düşman) karşıtlığıyla samimi olmadıkları Çözüm sürecinde buluşan PKK ile AKP hükümeti, sonunda kanlı bir çatışmanın içine girdi. Şehir(hendek) savaşlarında evler yıkıldı, yakıldı. Yüzlerce insan öldü ve yaralandı. Bölgede yaşayan on binlerce insan perişan bir vaziyette evlerini terk etti.

Sürdürülen savaş nedeniyle derin acılar yaşayan bolgedeki halkın desteğini alamayan PKK, bir halkın eşitlik, özgürlük, adalet arayışı için de olsa hiçbir dava uğruna verilen mücadelede mazur gösterilemeyecek şekilde, Ankara’da hedef gözetmeden patlattığı bombalarla masum insanların hayatlarını kaybetmelerine neden oldu.


Oysa Örgütlü demokratik Kürt  muhalefeti, Türkiye’nin –zayıf da olsa- diğer muhalefet güçleri ile birlikte, İktidarın antidemokratik ve zorba uygulamalarına karşı barışçıl ve demokratik yollardan karşı durup, Kürt sorununun çözüldüğü, özgürlüklerin ve hukukun üstünlüğünün esas alındığı, insan haklarına dayalı demokratik bir Türkiye’nin yaratılması yolunda bir umut ışığı olmuştu.

Demokratik mücadele ile kazanılması mümkün olabilecek bir çeşit kültürel özerklik anlamına gelen “özyönetim”, “anadilde eğitim” ve “Kürt kimliğinin anayasal düzeyde tanınması” gibi talepler içeren  hakların kazanımı için  silahlı mücadele yürütülmesinin rasyonel bir tercih olamayacağı ortada.

Anlaşılan o ki PKK, Ortadoğu’daki son gelişmelerden ve ABD’nin suriyedeki varlığından yararlanmak istemiş, amaç ve stratejisini yeniden belirlemiştir. Böylece söylem bazında da olsa, Türkiye'nin bütünlüğü içerisinde kalıcı bir çözüme ulaşma fikri terkedilmiştir. 

Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde izlenen karşılıklı şiddet ve imha politikalarının yol açtığı çatışmalar, halklar arasındaki son bağları da koparma aşamasına doğru hızla ilerletmekte, milliyetçilik yükselmekte, aradaki uçurum derinleşmekte, toplum çok tehlikeli ve geri dönüşü olmayacak kanlı bir boğazlaşmaya, yıkıcı bir iç çatışmaya doğru sürüklenmektedir.

PKK’nin toplumsal kurtuluş yerine ulusal kurtuluşu tercih eden, dolayısıyla daha çok milliyetçi taleplerinin belirleyici olduğu bir program izlemesi, bu kopuşu daha da hızlandıran bir etki yaratmaktadır. Bu anlayışın en büyük mağduru halk olmaktadır. Devlet, operasyonların ‘son terörist kalıncaya, PKK ise, akıl dışı yöntemlerle ilan ettiği ‘Özyönetim(Kanton)’ler başarıya ulaşıncaya dek savaşacaklarını ifade etmektedir.

Görülüyor ki savaşan taraflar geri adım atmazken, korkunç bir insanlık trajedisi bütün çıplaklığı ile orta yerde durmakta; İnsanlar ölmekte, İşsiz kalan, evsiz kalan, geleceksiz kalan insanlar büyük acılar yaşamaktadır. İki ateş arasında kalan siviller, çocuklar, yaşlılar, çatışma nedeniyle sokaklardan alınamayan cesetler korkunç manzaralar ortaya koymaktadır.

Halk canını korumak için yerleşim yerlerini terk ediyor; bir kısmı göç ediyor, diğerleri akrabalarının yanında ya da camilerde kalıyorlar. Yoksulluk içinde olan bu insanlar bir lokma ekmeğe muhtaç hale gelmiş durumda.

Silahlı çatışma toplumu daha da kutuplaştırmakta, insani anlayışı yok etmekte, her türlü insani tavır ve siyasi girişimler saldırıyla karşılık görmektedir.

Demokratik siyaseti etkisiz hale getiren çatışma süreci, Siyasi İktidar tarafından toplumu yılgınlığa sürüklemenin bir aracı olarak kullanılmakta, en küçük bir demokratik protesto ve hak talebi terör destekçiliği olarak adlandırılmakta ve şiddetle karşılık görmektedir.

Şiddet hareketleri; kazılan hendekler, şehirlerde sivillere yönelik saldırılar Saray yönetimi ve AKP’nin antidemokratik uygulamalarına bir bahane oluşturuyor; faşizan saldırılara, otoriter, dinci mezhepçi savaş politikalarına toplum nezdinde meşru bir  zemin yaratıyor.

Ülkede geri dönüşü imkânsız, karanlık bir yola giriliyor, acılar yaşanıyor. Toplumsal doku din, mezhep ve etnik temelli söylem ve çatışmalarla kanıyor. Türkiye çözülüyor, parçalanıyor, yıkılıyor!

Mecliste bir diğer muhalefet partisi MHP ise, Sol’a ve Kürt siyasi hareketine düşmanca söyleminden başka herhangi bir siyaset üretemeyen, her zaman ‘kendisi muhalefette, fikri iktidarda’ olan bir parti olarak(MHP) lideri rol kapmaya çalışıyor; Saray iktidarına yön çiziyor, “taş üstüne taş; baş üstünde baş koymayın” diye kin kusuyor.

Ulusal kurtuluş adına silahlı eylemlere gerçekleştiren Kürt milliyetçileri bölgede yaşanan çatışmalarda binlerce Kürt gencinin, asker, polis ve sivilin hayatını kaybetmesine, on binlerce insanın evlerini, şehirlerini terk etmesine, kendi yönetimlerindeki şehirlerin adeta yerle bir edilmesine karşın, özyönetim ilanlarıyla, kurtarılmış bölgeler oluşturmak için silahlı mücadelede ısrar ediyor.

Emperyalist odaklarla işbirliği yaparak halklara barış ve özgürlük getirebilmenin imkansız olmasına rağmen, ‘Milliyetçi’ Kürt Hareketi, “Sykes-Picot” düzeninin yıkıldığı ilan edilip, Ortadoğu coğrafyasında ülke sınırları yeniden belirlenmeye çalışılırken fırsatçılık yaparak, bazı Kürt siyasetçilerin ifade ettiği şekilde: “yeni Sykes-Picot düzeninin dışında kalmamak” için, batılı emperyalist güçlerin politikalarının payandası oluyor.

Emperyalist devletlerin Balkanlar’da, Yugoslavya’yı parçalayıp, halkları birbirine düşman ederek akıttıkları kan ve gözyaşı daha zihinlerimizde taptazedir. 2003 yılında birmilyondan fazla insanın hayatını kaybettiği Irak’ın işgaliyle başlayan ve Suriye başta olmak üzere Irak, Libya ve Yemen gibi ülkelerde etnik ve mezhep çatışmaları ne yazık ki bugün de bütün hızıyla devam etmektedir. 

Kimlikler zemininde sürdürülen çatışmalarla emekçi güçler bölünerek, birbirine düşman edilirken, toplumsal muhalefetin gelişip, serpilmesinde esas birleştirici yapı olarak emekçi sınıfın yok sayılması, siyasetin dini ve etnik kimliklere sıkıştırılması ezilenlerden yana güçlü bir iktidar alternatifi muhalefetin oluşmasının önünde başlıca engellerden birini teşkil ediyor.

Oysa, Ortak bir tarihin ürünü, ortak bir yurdun yurttaşı olan Türkiye’deki halklar olarak iç içe geçmişiz. Bu sosyal olgu bizlere birlikte yaşamanın yolunu bulmayı dayatmaktadır. Bu yüzden, Kürt Siyasi Hareketi, pankürdist milliyetçi çıkmazdan kurtulmalı, “Kürt-Türk” savaşı yerine Türkiye’de tüm ezilenlerin toplumsal kurtuluşu için “Kürt-Türk” ortak çözümünü hayata geçirmenin çabası içinde olmalıdır.


Bölge halklarının çıkarına olacak olan doğru siyasi tavır, halkların kimliklerinden doğan temel haklarını sonuna kadar savunurken, mücadelenin esasını kimlikler üzerine değil, toplumsal kurtuluş üzerine bina edilmesi ve örgütlü gücün topyekûn kurtuluş için akıtılmasıdır.

Emekçilerin öncülüğünde, eşit yurttaşlık temelinde kurulacak bir toplum düzeninde; bir emekçi cumhuriyetinde, farklı milliyetlerin ortak potada eritilebileceği yeni bir halk, demokratik bir ulus inşa edilebilmesi ile halklarımızın mutlu bir geleceğe taşınması mümkündür. O halde Türkiyenin bütün ilericı sol-sosyalist ve demokratik güçleri, iktidarın karşısına birlikte dikilmeli ve enerjisini emek ve özgürlüklerden yana, demokratik, laik, çağdaş bir cumhuriyet düzenin kurulması için harcamalı.

Türkiyenin içine sürüklendiği devasa sorunlar karşısında, güçlü bir sol muhalefet hareketinin ve programının olmayışı, bütün yurttaşların ve ülkenin yararına olacak onurlu bir çözüm için toplumsal vicdanın, aklın ve tarihsel bilincin devreye girmesini engelliyor.

Kaygımız odur ki, Kürtlerin meşru taleplerini de karşılamayı hedefleyen bağımsız demokratik birleşik bir sol ‘muhalefet cephesi’ yaratılarak, etkili siyasal ve toplumsal güç haline getirilemezse, bu yıkıcı sorunlarla baş etmek imkânsız olacak.

Şiddetin kol gezdiği, acıların ve ölümlerin araçsallaştırıldığı bir durumda söz biter; barış, hukuk ve meşruiyet anlamını yitirir! Tarih ise, affetmez. Yaptığınız yaşamsal hatalara rağmen hala ayaktaysanız; ya acı çekerek öğrenirsiniz, ya da yanlışı tekrarda ısrar eder yıkılırsınız! 16.03.2016



158 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

ÜÇ FİDAN'NIN ANISINA - 06/05/2021
Bir yangın ormanından püskürmüş genç fidanlardı
BUGÜN 1 MAYIS - 30/04/2021
Bugün İşçilerin özgürlük, adalet, demokrasi, barış ve sendikal hakları yeniden kazanmak için devlete, hükümete ve sermayeye taleplerini haykırma günü.
KADINLAR GÜNÜ'NDE NEYİ KUTLAYALIM? - 08/03/2021
Bugün '8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü'.
SOSYAL DEMOKRAT PARTİLERİN, MERKEZ SAĞ PARTİLERDEN FARKI NE? - 05/11/2020
Sosyal demokrasi ideolojisinin kökeni Marksizm'e dayanır. Amacı, kapitalizmin acımasız sömürüsüne son vermek, eşitlik, özgürlük ve sosyal adaleti sağlamaktır.
KAPİTALİZMİN SONU, BİR ÇAĞ DÖNÜŞÜMÜNÜN EŞİĞİNDE - 18/04/2020
.
GIDA GÜVENLİĞİ, SAĞLIKLI GIDAYA ERİŞİM VE KOOPERATİFLEŞME - 19/03/2020
Gıda güvenliği, gıdaların tüketim için uygunluğunun sağlanması ve tüketicilerin gıda kaynaklı sağlık risklerine karşı korunmasıdır.
ÖKSÜZ KALAN TOPRAKLAR - 28/02/2019
.
SİYASAL İSLAMCI İDEOLOJİNİN İFLASI - 05/01/2019
Toplum Gelişmesinin Tarihsel Sürecinde Din ve İslami İdeoloji
AKP-CEMAAT(FETÖ) ORTAKLIĞINDAN, 15TEMMUZ FETÖ’CÜ DARBE GİRİŞİMİNE - 31/07/2018
Fetullahçı Terör Örgütü(FETÖ), anayasasına göre
 Devamı
Üyelik Girişi
AS-DER RADYO
ŞİİR KÖŞESİ
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar9.45089.4887
Euro10.973511.0175
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam13
Toplam Ziyaret60036