BELGESELLER
Güner DEMİRCİ
gunerdemirci08@hotmail.com
BİR ‘ILIMLI İSLAM’ PROJESİ OLARAK AKP
13/01/2016

BİR ‘ILIMLI İSLAM’ PROJESİ OLARAK ADALET VE KALKINMA PARTİSİ(AKP)

Soğuk savaş döneminde, Sovyetler Birliği’nin güneye -sıcak denizlere- doğru inmesini engellemek isteyen Amerika Birleşik Devletleri(ABD), geliştirdiği ‘Yeşil Kuşak Teorisi’ çerçevesinde, komünizme karşı radikal cihatçı İslami akımları desteklemekteydi.

Soğuk savaşın sona ermesinden sonra, radikal İslami akımların denetimden çıkarak kendisine karşı eylemlere dönüşmesi üzerine bu kez ABD, küresel bir tehdit olarak algıladığı bu akımlara karşı çözümü giderek artan oranda ‘Ilımlı İslam’ı  güçlendirmekte aramaya başladı.

Bu kapsamda, 2003 yılında Irak işgal edildi. Fas, Mısır, Tunus, Yemen, Suriye, Sudan, Ürdün gibi Ülkelerde kendisine karşı olmayan ve işbirliği yapabileceği Müslüman Kardeşler çizgisindeki ‘Ilımlı İslamcı’ oluşumları iktidara taşımak için bir dizi operasyon yürütüldü.

Bu ülkelerde Özgürlük ve demokrasi taleplerini dile getiren kitleler, CİA eliyle, algı yönetimi ve siyasal mühendislik yöntemleriyle siyasal İslamcı partilere kanalize edildi. Tunus ve Mısır gibi ülkelerde İslamcı partiler iktidara taşındı. Çıkartılan silahlı isyan ve ayaklanmalarla Libya ve Suriye gibi ülkeler iç savaşa sürüklendi.

Washington merkezli bu müdahale ve siyaset mühendisliğindeki amaç, Ortadoğu ve Arap coğrafyasını neoemperyalizm politikaları doğrultusunda yeniden dizayn etmekti. Türkiye’de de, bu kapsamda batı ile ‘uyumlu’ Siyasal İslamcı bir partinin iktidara gelmesi sağlanarak 'ılımlı Müslüman ülke' olarak bütün ortadoğudaki İslam ülkelerine bir 'rol model' olarak sunulmak istendi.

Fazilet Partisi’nin Anayasa Mahkemesi’nce kapatılmasının ardından ‘gelenekçi’ olarak adlandırılan Milli Görüş’çü kanat 2001 yılında Saadet Partisi’ni kurarken, değişimci ve ılımlı olduğu öne sürülen “yenilikçi” kanat ise, 2001 yılında Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde Adalet ve Kalkınma Partisini(AKP) kurdu.

Adalet ve Kalkınma Partisini(AKP)’nin kökleri Cumhuriyet öncesinden başlayarak, Cumhuriyet dönemindeki Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, Milli Nizam ve Milli Selamet Partisi’ne kadar uzanmaktadır.

Siyasal İslamcı hareketler, kemalizm’in modernleşmeci, aydınlanmacı, laik, bilime ve araştırmaya önem veren, kadına toplumsal alanda bir rol biçen tarihsel olarak ilerici yanına; insanı ümmet ve kul olmaktan çıkartıp, özgür birey ve yurttaş yapan anlayışına daima karşı çıktılar.

AKP, İdeolojisini devlet yönetiminin dini kurallara(Şer-i esaslar) göre belirlenmesi anlayışından alan, millet kavramını ‘İslam Ümmeti’ olarak telakki eden, laikliğe karşı olan tutumuyla “sistem dışı” Siyasal İslamcı bir Siyasi Partidir.

Adalet ve Kalkınma Partisi yetkilileri, kendilerine seçim kazandıracak olan iç dinamiklere güvenmediklerinden, iktidara gelmenin yolunun Washington'dan geçtiğini düşünüyorlardı. Batılı ve Yerli İşbirlikçi çevreler ise, ABD tarafından geliştirilen, Washington'da tasarlanmış ‘Büyük Ortadoğu’ ve ‘Ilımlı İslam Projesi’ni  Ankara'da yürürlüğe koymak üzere –ileride, ‘askeri vesayeti’ yok eden, statükoyu yıkan, ‘devrimci’, ‘değişimci’ bir parti olarak sunulacak olan- AKP’yi İktidara hazırlıyordu.

AKP lideri R. Tayyip Erdoğan, hiçbir resmi sıfatı olmamasına karşın, zamanın Cumhurbaşkanı ve Genel Kurmay Başkanı tarafından kabul edilerek görüşmeler yaptı. 03 Kasım 2002 Milletvekili seçiminden önce Washington’da, aynı şekilde Bazı Avrupa Başkentlerinde ağırlandı.
Recep Tayyip Erdoğan, ağırlandığı Washington’da Büyük Ortadoğu Projesi(BOP) eşbaşkanlığı gibi görevleri üstleniyor, sözler veriyor, icazetler alıyor ve böylece ABD’ye yaslanarak kendi siyasi projesini hayata geçirebileceği umuyordu.

Yalçın Akdoğan bir makalesinde: ”Son iki yüzyıl içinde ilk defa iç dinamikler ile dış dinamikler örtüşmektedir. AKP'yi iktidara getiren kitlelerin talepleri ile (iç dinamikler) ABD'nin ve AB'nin talepleri aynı çizgide birleşmişlerdir. (...) Bu defa halkın istekleri ile Batı'nın istekleri birleşmiştir." diye yazacaktı.

AKP hükümeti, iktidara geldiği 2002 yılından itibaren, Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında, bu projelerin bizzat göbeğinde yer aldı. Emperyalist ‘Haçlı ordularının’ Irak, Suriye Libya gibi müslüman ülkelere yaptığı saldırılara tam destek verdi. Kendi siyasi çıkarları uğruna, üzerine düşen rol ne ise onu yerine getirdi. Çünkü bir ‘proje parti’ olarak devreye sokulan AKP’nin de, emperyalistlerin desteğinden yararlanarak yürürlüğe koyacağı bir projesi vardı.

AKP(Proje partisi)’nin Projesi

Milli Görüş geleneğini “gömlek değiştirdik” diyerek terk eden AKP’nin projesi neydi?

Açıkça ifade etmek gerekir ki AKP’nin başlangıçta açık olarak ifşa etmediği, bazı aydınların da kandırıldıklarından(!) göremedikleri ‘gizli’ bir ajandaları mevcuttu. AKP’nin Ajandasındaki bu projenin amacı, bir zamanlar “istedikleri durakta inecekleri tramvay‘” olarak nitelendirdikleri demokrasiyi ‘fiilen’ rafa kaldırmak, çağdaşlığa ve aydınlanmaya direnen, ortaçağa ait anlayışıyla kapitalist sistem içinde, Müslüman Kardeşler çizgisinde Selefi-İslam anlayışına dayalı bir rejim kurmaktı.

AKP, başlangıçta gerçek emellerini belli etmedi. Özgürlük, demokrasi ve insan hakları söylemleriyle bir kısım ‘sol’ ve ‘aydın’ kesimi arkasına aldı. Kürt Siyasi Hareketi ile ‘çözüm’ süreci başlattı, bu süreci sorunun çözümünden çok, seçimleri kazanmak ve iktidarını güçlendirmek maksadıyla kullandı. 

İlk adımda Avrupa Birliği’ne katılım görüşmeleri sürecinde reformları uygulama sözünü verdi. Para arzındaki küresel genişleme sonucu sağlanan sıcak para ve kamu varlıklarının satışından sağlanan gelirler sayesinde artan nispi ekonomik refah ortamında büyük ölçüde halkın desteğini almayı başardı.

AKP ile Fetullah Gülen Cemaati, Cemaatin özellikle yargı ve polisteki gücünden yararlanarak, askerî darbe tehdidini ve vesayeti geriletmek bahanesiyle, Türkiye’nin geleceğine damgasını vuran yasadışı ve kirli bir işbirliğini hayata geçirdi. 

ABD ve NATO’nun  yeni konseptine uygun olarak ‘Askeri vesayeti’ yıkacağız diyerek TSK’ nın komuta kademesi, yapılan operasyonlar ve  açılan Ergenekon, Balyoz, Askeri Casusluk, Darbeye Teşebbüs gibi davalarla yargı eliyle tasfiye edildi ve yeniden yapılandırıldı. Devlet içindeki ’derin’ yapıların tasfiye edileceği söylemiyle sözde ‘Ergenekon terör örgütü’ne karşı, uydurma delillerle açılan davalarla muhalif kesimlere karşı ‘savaş’ başlatıldı.
Yargılamalar esnasında yapılan hukuksuzluklarla gerçek suçlar ve suçlular gizlendi. Hukuksuz uygulamlara itirazını dile getirenler ‘darbeci’ ilan edildi. Sağ’lı-Sol’lu liberallerin desteği ile hukuksuz fiillere meşruiyet sağlandı. Bu yolla devlet bürokrasisi ve yargı büyük ölçüde FETÖ ve AKP’nin kontrolüne girdi.

AKP, tahkim ederek güçlendirdiği iktidarında projelerini tedricen uygulamaya koydu. Laikliğe karşı savaş açtı. “Kesintisiz eğitim” vurgusu kaldırılarak ilköğretim iki kademeye ayrıldı. Böylelikle ilkokul dört yıl, ortaokul dört yıl oldu(Eğitimde 4+4+4 uygulaması). Orta öğrenimde imamhatipleşmenin yolu açıldı. Eğitim müfredatı bilimsellikten uzaklaştı. TÜRGEV gibi dinci vakıf kuruluşları aracılığıyla yasadışı bir şekilde eğitim sistemine dışarıdan yön vermeye çalışıldı. Türban serbestisi Anaokuluna kadar indi.

Kamu Kuruluşlarında kadın çalışanların işe alımında türban neredeyse ‘fiili’ kıstas haline getirildi. Resmi kurumlardaki çalışma saatleri, bir dinin mensuplarının ibadetlerini gerçekleştirebileceği zaman dilimine göre ayarlanması için genelge çıkarıldı.

Ötekileştirici ve kutuplaştırıcı siyasetle uygulamaları sorgulamayan, her türlü çirkinliği görmezden gelen, kendisi gibi düşünmeyenleri düşman sayan kin ve nefret dolu bir anlayışta iktidara her koşulda destek verebilecek, kültürel ve sosyolojik olarak ‘dindar ve kindar’ bir tabanın oluşması sağlandı.

Çalışanların örgütlülüğü yok edildi. Cinayeti andıran iş kazaları çığ gibi büyüdü. Milli Görüş çizgisinde ‘Adil Düzen’i savunurken, yeni dönemde kapitalizmle hemhal olup, paranın tadı keşfedildi! Öyle ki, Kamu kaynakları yağmalanarak, devletten olanaklarından beslenen vurguncu İslamcı bir sermaye sınıfı yaratıldı.
Kimi medya kuruluşlarına el konularak yandaş bir basın meydana getirildi. Basın özgürlüğü neredeyse yok edildi. Birçok Gazeteci Siyasi İktidarın hoşlanmadığı haberleri yüzünden tutukladı.

Başbakan Tayyip Erdoğan’ın, kendileri için acil önemde olan "3Y" ile "yoksulluk, yolsuzluk ve yasakların kaldırılması" için çalışacaklarını bildirmesine rağmen iktidarda oldukları süre boyunca  yoksulluk son derece artmış, ülkeyi yönetenler yolsuzluk batağına saplanmış, yasaklarla ülke adeta açıkhava hapisanesine çevrilmiştir.

Kürt hareketi ile başlatılan “çözüm süreci” 7 Haziran 2015 tarihinde yapılan seçimlerden sonra karşılıklı olarak rafa kaldırdı. Ülke, Güneydoğuda yaşanan bir iç savaşa, dinci-faşizan bir diktatörlüğe, yolsuzluk bataklığından beslenen, bilim ve akıl dışı ilkel bir laiklik düşmanlığına, yani özetle Ortaçağ karanlığına doğru sürüklendi.

Dış siyasette ‘komşularla sıfır sorun’ derken, bütün komşu ülkelerle ilişkiler sorunlu hale geldi. Mezhepçi, yayılmacı anlayışla ülkelerin iç işlerine müdahale edildi.  Suriye’de rejimle çatışan cihatçı gruplar desteklendi. Ülke olarak dış politikada ‘değerli yalnızlık’ yaşanmaya başlandı!

İktidar partisi, devleti tamamen ele geçirince muhalif olanları ve kendilerine ayak bağı olduğunu düşündükleri en yakın iktidar ortağı müttefiklerini yapılan operasyonlar ve yargı marifetiyle büyük ölçüde tasfiye etti.

Siyasi İktidar, daha önce birlikte iş tuttuğu ABD emperyalistleri ve yasadışı örgütlerle karşı karşıya gelince, bu kez başarılı algı yönetimi ve inanılmaz bir kıvraklık ve maharetle muhaliflerini Amerikancı ve terör örgütü destekçisi olarak göstermeye başladı. Yapılan yol temizliğinden sonra, ‘kullanım’ süreleri dolan liberaller müsvedde kağıt gibi, bir bir buruşturulup bir kenara atıldı.

AKP, iş başına geldikten bu yana bütün stratejisini adım adım devleti ele geçirmek ve emperyalist güçlerin de istekleriyle de uyumlu olan ‘tek adam’a dayalı ‘Ilımlı İslam’ rejimini hayata geçirmek üzerine kurmuştur. Bunun için konjonktüre göre farklı güç odaklarıyla pragmatik bir biçimde ittifak yapabilmekte, daha sonra onları düşman ilan edebilmektedir.
 
AKP ve saray yönetimi amaca ulaşmak için herşeyi mübah sayan anlayışla tam makyavelist tavır sergilemektedir; Başlangıçta etle tırnak gibi oldukları Fetullah Gülen cemaati ile birlikte Devlet’i ele geçirmek için önce işbirliği yaptılar. İktidarda yeterince güçlendiklerini hissettikleri noktada, devlet yönetiminde daha fazla ‘pay’ sahibi olma adına kavgaya tutuştukları anda Gülen Cemaati’nin birdenbire bir terör örgütü olduğunun farkına(!) vardılar ve Cemaati terör örgütü ilan ettiler. PKK ile ‘çözüm süreci’nde biraraya geldiler, Öcalan övgüler dizdiler, çatışmasızlık ortamını yıllarca iktidarını güçlendirmek için kullandılar. Kürt siyasi hareketinin Başkanlık sistemine destek vermeyeceğinin anlaşılması üzerine, çözüm sürecini  terkedip, örgüte karşı operasyonlara başladılar.

Bu örnekleri çoğaltmak mümkün; herkesin gözü önünde olan şeyler…

Sonuç olarak; Bir ‘Proje Partisi’ olarak siyaset sahnesine çıkan ve ülke idaresini tek adamcı saray yönetimine dönüştüren AKP, Basın ve ifade özgürlüğünü ortadan kaldıran, demokrasiyi yok eden, Örgütsüzleştirdiği geniş halk yığınlarını acımasızca sömüren, en masum demokratik eleştiriye bile tahammülü olmayan, icraatlarıyla hukuk tanımayan, kamu kaynaklarını ve ekolojik çevreyi talan ve tahrip   eden, yolsuzluğa batmış, dış politikada mezhepçi-yayılmacı, Laik Cumhuriyete karşı olan tutumuyla ‘sistem dışı’ Siyasal İslamcı bir partidir. 

AKP’ İktidarının var oluş sınırları:
Herhangi bir siyasal-toplumsal yapının varoluş sınırları, ekseriyetle o yapıyı var eden dinamikler tarafından tayin edilir. AKP’yi tarih sahnesinde iktidar olmasın sağlayan esas güç, iç dinamiklerden daha çok, küresel güçlerin (özellikle ABD’nin) Ortadoğu coğrafyasını kendi çıkarları doğrultusunda tasarımlamak isteyen politikalarıdır.

2010 yılına kadar küresel güçlerin(ABD ve AB) dümen suyunda giden, bu güçlerin yardımıyla gerçekleştirdiği operasyonlarla devleti tamamen ele geçiren AKP, kin ve nefret söylemiyle toplumu iyice kutuplaştırdı. Anayasal sistemi fiilen askıya alarak meşruiyetini kaybetti. Güneydoğu illerinde sürdürülen savaş ile ülkeyi korku ve kaos ortamına sürükledi. İşsizlik, ekonomik kriz, toplum üzerinde uygulanan baskı ve şiddet Siyasi İktidara karşı hoşnutsuzluğu giderek artırdı.

AKP ve saray yönetimi, devletin bütün imkanlarıyla girdiği seçimlerden artık seçim hilele ve üsulsüzlüklerine başvurmadan başarıyla çıkamamaktadır: Çıkartılan yasalarla yurttaşların özgürce oy kullanmaları engellenmekte (Özellikle Güneydoğu illerinde), YSK marifetiyle sonuca etki edilmektedir (mühürsüz oyların yasaya aykırı biçimde kabulü gibi).

Siyasi İktidarın, Orta doğu coğrafyasındaki birçok İslam ülkesinin de tepkisini çeken İrrasyonel zeminde yürüttüğü Siyasal İslamcı, mezhepçi ve Neo-Osmanlıcı dış politikası, batılı küresel güçlerin çıkarlarıyla çatışmaya başlamıştır. Bu ülkelerin yönetimlerinden Türkiye’ye üst üste uyarılar gelmekte, yabancı basında hemen her gün siyasi iktidarı eleştiren suçlayıcı bir haberler yer almaktadır.

Rus uçağının düşürülmesiyle bu ülke ile var olan ilişkiler hızla gerildi ve ekonomik ambargo ile karşılaştı. Saray yönetimi ve AKP Hükümetlerinin uyguladığı “Yurtta barış, dünyada barış” ilkesine aykırı dış politikası tamamıyla iflas etti ve ülke yalnızlığa sürüklendi.

Batılı güçler (ABD-AB) tarafından, başka bir seçenek olmadığı için ‘havuç-sopa’ politikasıyla idare edilmeye çalışılan AKP iktidarı, ABD ve AB nezdinde kontrolden çıkmış ve rotası değişmiş, güvenilmez ve öngörülemez bir yapı haline gelmeye başlamıştır.

Emperyalist ülkelerin yeniden ‘paylaşım’ savaşımına giriştikleri dünya çok kutuplu düzene geçiş sancıları yaşarken, dikta heveslisi yöneticilerin kendilerine destek olacak içe ve dışta yeni ‘müttefikler’ bulabilmesini ve kendilerine soluk aldıracak yeni işbirlikleri geliştirebilmesini de mümkün kılmaktadır.

Bunlara rağmen, mevcut şartlar itibariyle AKP iktidarını var eden iç ve dış dinamikler tersine dönmeye başlamıştır.

Nesnel koşullar açısından Saray ve AKP iktidarı en güçsüz dönemini yaşamaktadır. Baskı ve şiddet yöntemleriyle ayakta durabilen, meşruiyetini yitirmiş ve var oluşunun son sınırına gelmiştir. 

Türkiye’nin en geniş ‘birleşik’ muhalefet güçlerinin meşru zeminlerde yürüteceği kararlı bir mücadeleyle Saray ve AKP, iktidarını kaybedecektir. Ancak, ne yazık ki bu  kesimler, AKP iktidarını alt edebilecek demokratik bir güç odağı olmaktan henüz çok uzak gözükmektedir. 13.01.2016


236 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

ÜÇ FİDAN'NIN ANISINA - 06/05/2021
Bir yangın ormanından püskürmüş genç fidanlardı
BUGÜN 1 MAYIS - 30/04/2021
Bugün İşçilerin özgürlük, adalet, demokrasi, barış ve sendikal hakları yeniden kazanmak için devlete, hükümete ve sermayeye taleplerini haykırma günü.
KADINLAR GÜNÜ'NDE NEYİ KUTLAYALIM? - 08/03/2021
Bugün '8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü'.
SOSYAL DEMOKRAT PARTİLERİN, MERKEZ SAĞ PARTİLERDEN FARKI NE? - 05/11/2020
Sosyal demokrasi ideolojisinin kökeni Marksizm'e dayanır. Amacı, kapitalizmin acımasız sömürüsüne son vermek, eşitlik, özgürlük ve sosyal adaleti sağlamaktır.
KAPİTALİZMİN SONU, BİR ÇAĞ DÖNÜŞÜMÜNÜN EŞİĞİNDE - 18/04/2020
.
GIDA GÜVENLİĞİ, SAĞLIKLI GIDAYA ERİŞİM VE KOOPERATİFLEŞME - 19/03/2020
Gıda güvenliği, gıdaların tüketim için uygunluğunun sağlanması ve tüketicilerin gıda kaynaklı sağlık risklerine karşı korunmasıdır.
ÖKSÜZ KALAN TOPRAKLAR - 28/02/2019
.
SİYASAL İSLAMCI İDEOLOJİNİN İFLASI - 05/01/2019
Toplum Gelişmesinin Tarihsel Sürecinde Din ve İslami İdeoloji
AKP-CEMAAT(FETÖ) ORTAKLIĞINDAN, 15TEMMUZ FETÖ’CÜ DARBE GİRİŞİMİNE - 31/07/2018
Fetullahçı Terör Örgütü(FETÖ), anayasasına göre
 Devamı
Üyelik Girişi
AS-DER RADYO
ŞİİR KÖŞESİ
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar9.45089.4887
Euro10.973511.0175
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam12
Toplam Ziyaret60035