BELGESELLER
SERBEST KÖŞE

Güner DEMİRCİ

Güner DEMİRCİ
gunerdemirci08@hotmail.com
LAİK TÜRKİYE CUMHURİYETİ ADIM ADIM YIKILIRKEN
10/09/2018

Cumhuriyet adım adım yıkılırken, Sosyal
Demokratların trajik halleri


Türkiye yakın tarihinde, Laik demokratik Cumhuriyetin sonunu getirecek üç seçimle karşı karşıya kaldı.

Bunlardan ilki: yargının AKP ve FETÖ’culerin eline geçmesini sağlayacak olan, liberaller ile ‘yetmez ama evet’çi solcuların da destek verdiği 2010 Anyasa Refarandumudur. İkincisi: Tek adam rejimine giden yolu açan 2017 Anayasa değişikliği refarandurumudur. Üçüncüsü ise: 24 Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekilliği erken Genel seçimleridir.

Ülkenin geleceğini karartan 24 Haziran seçimlerine şöyle bir yakından bakalım:

Normal şartlarda 3 Kasım 2019 yılında yapılması planlanan seçimler, yaklaşan ekonomik kriz nedeniyle MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin teklifiyle öne alınarak, 24 Haziran 2018’de yapılmasına karar verildi.

Çoğunluğunu MHP’den İhraç edilen siyasetçiler tarafından kurulmuş olan İyi Parti’nin seçimlere katılıp katılamayacağı tartışılmaya başlanmıştı.

AKP’nin seçim stratejisine göre: İyi Parti seçimlere sokulmayacak, HDP baraj altında bırakılacak. Böylece hem R.Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı garanti edilecek, hem de TBMM’deki sandelye çoğunluğu ile Anayasayı tek başına değiştirebilecek şekilde AKP’nin eline geçmiş olacak.

İyi Parti’nin YSK tarafından seçimlere sokulmayacağının anlaşılması üzerine, CHP, 15 milletvekilini bu partiye transfer ederek seçimlere katılmasını sağladı. AKP’nin planlarını tersyüz eden CHP’nin bu siyasi manevrası demokratik kamuoyu tarafından takdirle karşılanırken, AKP’lilerin yoğun bir tepkine yol açtı.

AKP iktidarı tarafından İyi Parti’nin FETÖ’cü, HDP’nin ise PKK’nin uzantısı olarak suçlandığı  ortamda, siyasi partiler arasında İttifak görüşmeleri başladı.

AKP, MHP ve BBP ‘Cumhur İttifakı’nı oluştururken, muhalefet partilerinden CHP, İyi Parti, Saadet Partisi ve Demokrat parti bir araya gelerek ‘Millet ittifakı’nı oluşturdular. HDP itifakın dışında kaldı.

Böylece, AKP ve Saray yönetimi tüm muhalefeti, tam istediği şekilde ‘Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ ya da ‘Türk Tipi’ başkanlık sistemi’ denilen yeni ‘Tek Adamcı’ devlet modeline uygun olarak siyasi arenada konuşlandırmış oldu.

CHP yönetimi, çalışkan ve partinin daha ‘sol’unda oldukları ifade edilen bazı milletvekillerini yeniden adayı göstermedi. Adaylarının önseçimle belirlenmesi ise, zaman darlığı gerekçe gösterilerek hayata geçirilmedi.

R.Tayyip Erdoğan’ın, AKP’nin Cumhurbaşkanı adayı olacağı başından belliydi. Muhalefet ise, adayını belirlemek için parti içi ve partiler arasındaki görüşmelerini sürdürürdü.

Kamuoyuna yansıyan bilgilere bakılacak olursa, Saadet Partisi ile CHP’nin liderinin, 10. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ü ‘çatı aday’ olarak önerdikleri anlaşılıyordu.

Abdullah Gül’ün adaylığından rahatsız olan Cumhurbaşkanı, verdiği talimatla, Genel Kurmay Başkanı Hulusi Akar ve Mit Müsteşarı Hakan Fidanı askeri bir helikopterle Abdullah Gülün evine gönderdi. Yapılan ‘ziyaret’te kendisine aday olmaması yönünde telkininde bulunulduğu bildirildi.

Bu ziyaret kamuoyu tarafından serbest seçimlere ve demokrasiye açık bir müdahale olarak değerlendirildi.

İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener, kendisinin Cumhurbaşkanı adayı olarak seçmenlerinin karşısına çıkacağını ve Abdullah Gül’ün ‘çatı aday’lığını kabul etmeyeceğini bildirdi. Kılıçdaroğlu ve ekibi, Meral Akşener’in bu kararlı tutumu sayesinde yeni bir ‘Ekmeleddin vakası’ yaşamak istemeyen seçmenlerine rahat bir nefes aldırmış oldu!

Partide Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin Cumhurbaşkanlığına aday olması gerektiği görüşü ağırlık kazanınca, Muharrem İnce CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı olarak ilan edildi.

‘OHAL’in baskıcı koşullarında gidilen seçimlerde, devletin TV kanalı TRT’de, muhalefete hemen hemen hiç yer verilmedi. Saray iktidarı tarafından tüm medya kuruluşları neredeyse tamamen ele geçirildi. ‘Merkez Medya’ denilen Doğan Medya Grubu’da televizyon ve gazetelerini yandaş bir medya patronuna satmak zorunda kaldı. Bir-iki küçük TV kanalı ve gazete dışında muhalefetin sesini duyuracağı mecra kalmadı. Böylece tüm muhalefetin eli kolu adeta bağlandı.

Bütün bunlar yetmezmiş gibi Cumhurbaşkanı Erdoğan partisinin "Mahalle Başkanları toplantısında yaptığı konuşmada: "Arkadaşlar, HDP üzerinden parti teşkilatımızın çok farklı çalışma yapması lazım. Bunu dışarıda konuşmam. … Çünkü, onların baraj altı kalması demek, bizim durumumuzun çok daha iyi bir noktaya gelmesi demektir. Dolayısıyla da, her ilçede arkadaşlarım, özellikle onlar üzerinde çok farklı çalışması lazım. … " şeklindeki talimatı, Türkiyenin güneydoğusundaki vilayetlerde, güvenlik güçleri ve AKP’liler tarafından seçmen üzerinde büyük bir baskı kurulmasını temin etti.

Meclis'te kabul edilen Seçim İttifakı Kanunu ise; mühürsüz oy pusulalarının kabulü, sandık başkanlarının belirlenme usulü ve seçmene sandık başına kolluk gücü çağırma ile sandık taşıma ve birleştirme düzenlemesini kapsıyordu.

TBMM’de çoğunluğun sağlanacağı, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ise ikininci tura kalacağı beklentisi muhalefet partilerine hakim olmuştu. Bu yüzden OHAL’ ağır koşullarında yapılacak seçimlerin meşruiyetini sorgulamaya açmadan, normal şartlarda seçime gidiliyormuş gibi çalışmalarını sürdürdüler.

CHP, seçim güvenliği ile ilgili kaygıları dile getirmekle birlikte, seçim güvenliğinin sağlanacağı hususunda seçmenlerine güvence verdi. Diğer muhalefet partileriyle birlikte oluşturulan ‘Adil seçim Platformu’ ile sonuçların sağlıklı bir şekilde kamuoyuna yansıtılacağını, dolayısıyla kimsenin endişe etmemesi gerektiği bildirildi.

Adaylar sahaya indiler. Cumhurbaşkanı adaylarından Muharrem İnce çok yoğun ve başarılı bir kampanya yürüttü. Muhalif kamuoyunda: ’işte bu sefer oluyor galiba’ dedirten umutlar oluştu. 24 Haziran 2018 Pazar günü sandık başına gidildi.

Saat 17.00’de oy verme işlemi tamamlandı. Sandıklar açılmaya başlandığında, Anadolu Ajansının seçim sonuçlarını gösteren manipülatif verileri TV ekranlarında gösterilmeye başlanmıştı. Muhalefetin Adil Seçim Platformu’nun verileri ise ortalıkta gözükmüyordu. Platformunun sisteminin çöktüğü haberleri geliyordu.

Seçim güvenliğinin sağlanması ile ilgili seçmenlerine güvence veren CHP, seçim gecesi, seçim sonuçları hakkında sağlıklı bilgiyi seçmenlerine bir türlü ulaştıramıyordu. CHP yetkililerinden, önce Cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci tura kaldığı, bir kaç saat sonra ise seçimi kaybettiklerini bildiren tutarsız açıklamalar geldi. Parti Yönetimi, partili yurttaşlarca protesto edildi. Yurttaşlar bir dahaki seçimlerde oy kullanmaya gitmeyeceklerini ifade etmeye başladılar.

CHP’nin Cuhurbaşkanı adayı Muharrem İnce, anlaşılmaz ve akıl almaz bir biçimde, önce bir gazeteciye: ’adam kazandı‘ tweet’i attı. Arkasından basına yaptığı açıklamada: R.Tayyip Erdoğanla kedisinin aldığı oylar aralarında 10 milyonun üzerinde fark olduğunu, oylar çalınmış olsa bile, çalınan oyların bu farkı kapanmayacağını ifade ederek yenilgiyi kabul ettğini bildirdi.

Oysa birinci turda muhalefetin Cumhurbaşkanı adayının seçimi kazanması zaten beklenmiyordu. Cumhurbaşkanı seçiminin 2. Tura kalmasının sağlanması hedeflenmişti. Bazı araştırmacılara göre, sadece büyük usülsüzlüklerin yapıdığı Urfa seçimlerinin iptal edilmesi halinde bile, mevcut verilere göre Cumhurbaşkanlığı seçimleri 2. tura kalacaktı.

YSK’nın bildirdiği kesinleşen seçim sonuçlara göre, Recep Tayyip Erdoğan %52.59 oy oranıyla Cumhurbaşkanı seçilirken, Muharrem İnce %30.64, Selahattin Demirtaş % 8.40, Meral Akşener % 7,29, Temel Karamollaoğlu % 0.89, Doğu Perinçek %0.20 oy almıştı. Siyasi partilerin aldığı oy oranları ise, AKP: %42,56, MHP: %11,10, CHP: %22,65, HDP: %11,70, İYİ Parti: %9,96 olmuştu.

Bildiği gibi, bütün devlet imkanları, baskı yöntemleri ve seçim hilelerine rağmen, YSK verilerine göre AKP ve liderinin aldığı oy oranı %42.56 olmuştur. Yani sandıkta seçimi kaybetmiştir. Bu durum, hâlâ halkın en az yarısının cumhuriyet değerlerinin yanında olduğunu göstermektedir.

Cumhurbaşkanı, sandıklar açıldıkça aldığı oy oranını düşmesi üzerine yapmayı planladığı balkon konuşması iptal etmişti. Ne var ki muhalefetin sessizliğe bürünmesi, Muharrem İncenin: ‘adam kazandı’ tweeti, R.Tayyip Erdoğan’ın iptal ettiği zaferini ilan edeceği balkon konuşmasını, yeniden yapmaya karar vermesine yol açtı.

Neredeyse bütün illerde, yüzlerce AKP’linin silahlarıyla sokaklara inerek seçim zaferini kutlama bahanesiyle havaya ateş açıp, terör estirmesi, komplo söylentilerinin ortalıkta dolaşmasına neden oldu. 15 Temmuz darbe girişiminin ‘bilinemez’lerinde olduğu gibi, 24 Haziran seçim geçesi ile ilgili de kamuoyunun zihninde bir çok soru oluştu:

Anadolu Ajansı R. Tayyip Erdoğan’ın, %53 oy aldığını seçimlerden dört gün önce, seçim sonuçlarını gösteren tablolarında neden göstermişti?

MHP, hiç oy alamadığı güney doğudaki bazı bölgelerde sandıklarda kullanılan oyların nasıl olmuştu da tamamını alabilmişti? Bu bölgede yaşayanların büyük çoğunluğunu oluşturan Kürt yurttaşlar birdenbire Türk milliyetçisi bir partiye oy vermeye mi karar vermişlerdi? Bölünerek içinden yeni bir parti çıkaran, bir çok kamuoyu araştırma şirketinin açıklamış olduğu anket sonuçlarına göre seçim barajının altında kaldığı gözüken ve doğru dürüst seçim çalışması yapmayan bu parti nasıl olmuştu da  barajı aşacak kadar oy alabilmişti?

Seçim öncesi “YSK üyelerini uyarıyorum! Görevinizi doğru düzgün yapın, fotoğraflarınızı Türkiye’nin bütün sokaklarına asarım, sokağa çıkamazsınız. Hiç kimse korkmasın” diyen Muharrem ince neden ortalıkta gözükmüyordu? ”Ne oldu da seçim gecesi -İnce dahil-bütün liderler sus-pus olmuştu?

Ya da ‘Türk–İslam sentezli İktidar bloğu’ yani ‘Yeni Miilyetçi Cephe’ hangi ‘derin yapı’larla iş birliği halinde seçimlerin sonucunu belirlemiş ve rejimi değiştirmişti?

Bu sorular haklı ve doğru sorulardır. İlerki tarihlerde perde arası aralandığında olup bitenler mutlaka ortaya çıkacaktır. 

Daha sandıklar tam olarak açılmadan kolayca yenilgiyi kabulldiği anlaşılan CHP' yetkilileri yurttaşlara: ‘Provakasyona gelmeyin, evlerinize gidin’ telkin ve tavsiyesinde bulunması açık bir teslimiyet ifadesiydi.

Seçim sath-ı mailine girdikten sonra, İktidarın onca hukusuz uygulaması sonucu elde edilen seçim sonuçlarına muhalefet partilerinden ciddi bir itiraz gelmedi.

HDP, “gri bolge havzasından” aldığı oylar sayesinde barajı aşmış olmanın mutluluğu(!)nu yaşıyordu, İyi Parti derin bir sessizliğe gömülmüştü. Saadet Partsi’nin seçmenleri ise, millet ittifakı içindeki kendi partilerine oy vermeleri halinde, bunun CHP gibi ‘dinsiz’ bir partiye yarayacağı varsayımıyla, ‘dindar’ olan AKP’ye yöneldiler. ‘Bilge Lider’leri Temel Karamollaoğu’da, AKP’li Cumurbaşkanı’nın Saray’daki göreve başlama törenindeki yerini aldı.

Cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce ise, trajik bir biçimde, başarısız ve basiretsiz seçim yönetimiyle AKP lideri R. Tayyip Erdoğan’a demokrasinin ve Cumhuriyetin sonunu getirecek ‘kazanılmamış’ bir zafer hediye etti!

CHP’nin, Cumhurbaşkanı adayları arasında adı geçen sağdan devşirme siyasetçisi İlhan Kesici’de Saraya ziyareti ile AKP’lı Cumhurbaşkanı’nı tebrik ederek kalan eksiği tamamladı(!)

Muharrem İnce’nin, ülkede normal eşit koşullarda ve yasalara uygun meşru bir seçim yapılmış gibi, AA'nın yayımladığı manipülatif seçim sonuçlarını, TV kanallarına çıkıp kolayca kabullenivermesi, seçim sonuçları konusunda tatmin edici bir açıklama yapamayışı ve geceyarısı AKP liderini tebrik etmesi, kendisine oy veren milyonlarca yurttaşta şaşkınlık ve büyük bir düş kırıklığı yarattı.

CHP yönetimi ve Cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce, seçim sonuçları hakkında bir sağlıklı bir değerlendirme yapmadan, sadece ‘Parti Genel Başkanlığı’ değişimine odaklanmış bir Kurultay toplanması polemiğine giriştiler. Böylece siyasi iktidarın değişiceği beklentisi ve umudunu taşıyan milyonlarca yurttaşın hayallerini yok ettiler.

Mustafa Kemal Atatürkün işgalci emperyalistlere kaşı verilen kurtuluş savaşı sonunda aydınlanmacı devrimleriyle kurduğu 95 yıllık cumhuriyet rejimi, CHP'nin Ana Muhalefet partisi olduğu bir dönemde, partiye lider olma çerçevesi içinde geçen kısır tartışmalar içinde, hiç bir demokratik direnç göstermeden değiştirildi. TBMM aksesuar haline getirildi, güçler ayrılığına son verildi. Laik, demokratik, sosyal hukuk devleti 'fiilen' sona erdirildi.

Siyasi iktidarın son üç seçimi(2015 Haziran Milletvekilliği genel seçimi, 2017 Anayasa rereferandumu ve 24 Haziran Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekilliği seçimi) sandıkta kaybetmiş olmasına rağmen iktidarının devam etmesine olanak sağlayan unsur, her türlü baskı, hile ve siyasi entrikaya başvuran bu iktidarın güçlü oluşundan değil; sandıkta verilen oylara bile sahip çıkmaktan aciz muhalefetin güçsüzlüğü ve beceriksizliğidir.

CHP’li Sosyal Demokratlar ve ‘türevleri’nin yaptıkları hatalar üst üste konulunca, yapılan hataların, kendilerinin kurmuş oldukları Türkiye Cumhuriyetine bir ‘ihanet düzeyinde olduğu’ ifadesi abartılı olmayacaktır.

Almanya’da Nazilerin iktidara gelmesinde Sosyal Demoktarların ihanetinin büyük payı olduğu hep söylenir. Alman Sosyal Demokrat Parti (SDP), devleti ciddi düzeyde ele geçiren Nazilere karşı neredeyse hiçbir şey yapmamış ve sessiz kalmıştı. aynı zamanda güçlü işçi milislerine sahip olan SDP, 1929 1 Mayıs kutlamalarını bile yasaklamıştı. Gerekçeleri, ‘Nazilere bahane yaratmayalım ve provakasyona davetiye çıkarmayalım’! olmuştu.

Ülkede yaşanan çağdışı dönüşümün biricik sebebinin CHP’nin ve Sosyal Demokratların tutarsız politikaları ve beceriksizliklerinin bir sonucu olduğunu iddia etmek, elbette doğru olmaz.

Sovyetler Birliği’nin yıkılması sonucu dünyada uygulanan küreselleşmeci, neo-liberal sağ politikaların etkisiyle etnik ve dini akımların güçlenmesi, yeniden çok kutuplu düzene geçiş sancıları yaşanan dünyada, dikta heveslisi yöneticilerin kendilerine destek olacak içeriden ve dışarıdan yeni ‘müttefikler’ bulabilmesi, bugün yaşanan olumsuzluklara yol açan etmenlerden bazılarıdır.

Ancak Cumhuriyeti kuran bir parti olarak CHP’li Sosyal Demokratlar:

Siyasetin, Laik-antilaik, Türk-Kürt, dindar-dinsiz gibi kimlik sarmalına saplandığı ülkemizde, yüzünü sol’una, yani toplumsal sorunarın yaşandığı alanlara çevirebilseydi, Küreselleşmeci, yeni liberal ekonomi politikalarının etki alanına girmeyip, kuruluşundaki bağımsızlık ruhuyla, yeniden kamucu ve halkçı politikalarla halkın karşısına çıkabilseydi, geniş halk yığınları dinci siyasetin etki alanına girmeyecekti.

Devlet idaresinden çoktandır el çektirilmiş olmalarına rağmen hala kendini devletin sahibi zannederek, siyasi iktidarın zor anlarında, devletçi reflekslerle iktidara destek vermeseydi. Siyasi iktidarın hukuksuz uygulamalarının alanı bu derece genişleyemeyecekti.

Parti liderleri, hizipçi anlayış ve egolarından vazgeçip, 1994’ten itibaren yerel seçimlere ortak ve tek bir adayla seçimlere girmiş olsalardı; başta İstanbul olmak üzere, hiçbir Büyükşehir belediye başkanlığı seçimlerini kaybetmeyeceklerdi.

Sağdan politikacılar devşirip, onlara şirin gözükerek oy almaya çalışmak yerine, yüzünü sola çevirmiş, toplumun tüm kesimlerine güven veren, dürüst, çalışkan ve cesaretli siyasetçilerin önünü açabilselerdi, bütün seçimlerde %20-25 bandına takılıp, kalmayacaklardı. 

Sürekli, iktidarın belirlediği gündemin sınırları içinde, en temel prensiplerinde bile kendini savunamaz konuma sürüklenmeyip, Acaba ne derler’ kaygısı taşımadan özgüvenli bir şekilde, ‘Sol düşünce’ yapısına uygun tavrı cesaretle geliştirip, ideolojik hegemonya oluşturabilseydi, bugün Siyasal İslamın söylem ve jargonlarının esiri olmak durumunda kalmayacaklardı.

Hukuku; anayasayı ve yasaları hiçe sayarak, anayasına göre Laik, demokratik sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye cumhuriyeti rejimi ortadan kaldırılırken, toplumun diğer demokratik muhalefet güçleriyle birlikte anayasal, yasal  haklarını kullanarak, meşru zeminlerde bir direniş hattı oluşturabilselerdi, ülke bugün ekonomisi batmış, eğitim sistemi çökmüş, iç ve dış itibarını kaybetmiş bir şekilde, ortaçağ artığı zihniyetin dikta heveslilerinin elinde oyuncak olmayacaktı.

Sonuç olarak Türkiye, Sovyet işgali vehmine kapılıp, NATO’ya girmek suretiyle bağımsızlığını yitirdi. Emperyalist batı bloğunun küreselleşmeci neo liberal politikalarına teslim oldu. Sol’a, aydınlanmaya ve modernleşmeye kendini kapattı, Eğitim seferberliği sayesinde oluşacak yetişmiş insan gücü ile kalkınmasını sürdüremedi. Kısacası gericileşen burjuvazi demokratik devrimini tamamlayamadı. Bu yüzden Türkiye bugün ortaçağ artığı dinci akımların istilasına uğradı.

Sosyal demokratlar, dünyada serbest piyasacı neo-liberal ekonomik politikaların hakim olmasıyla birlikte bu gelişmelerin etkisi altında kaldılar. Neoliberal, Neoemperyalist politikalara karşı alternatif üretemediler. Kamucu, planlı ekonomi modelin savunmaktan vaz geçtiler. gittikçe yeniliberal piyasanın, küresel ekonominin mantığına teslim oldular.

Ekonomi politikaları konusunda, özünde olarak AKP ve diğer düzen partilerinden farklı bir çizgi ortaya koyamadı. Sadece nüanslar düzyinde olan farklılıklar, ‘biz daha iyi yönetiriz’ mantığından öteye gitmemektedir.

CHP yönetimi, hukukun ve adaletin işlemediği, parlementonun işilevsiz kılındığı ve ‘tek adam’ rejimine  geçildiği mevcut koşullarda Türkiyenin giderek kötüleşen iktisadi, sosyal, siyasal, ekolojik ve diğer sorunlarının çözümünün geleneksel anlayışla, düzen sınırları içinde kalınarak çözüme kavuşturmanın imkansız olduğunu görmek istememektedir.

AKP, iş başına geldikten bu yana bütün stratejisini adım adım devleti ele geçirmek ve emperyalist güçlerin de istediği ‘tek adam’a dayalı ‘Ilımlı İslam’ rejimini hayata geçirmek üzerine kurmuştur. Bunun için konjonktüre göre farklı güç odaklarıyla pragmatik bir biçimde ittifak yapabilmektedir.

Görünen o ki, muhalefet seçimleri kazansa bile AKP, iktidarı asla devretmek istemeyecektir. Bu yüzden siyasi iktidarın çizdiği düzen sınırları içine sıkışarak bu mücadelenin yürütülemeceği açıktır. Öyleyse, muhalefet partileri yeni strateji ve mücadele yöntemleriyle yurttaşların hakkını, hukukunu korumak için  daha güçlü bir şekilde 'her türlü' meşru mücadeleyi sürdürmelidir.

Sosyalistler, sosyal demokratlar başta olmak üzere demokrasi güçlerinin öncelikli görevi, ortadan kaldırılan Laik Cumhuriyeti yeniden kurmak ve onu eşit yurttaşlık ve insan hakları temeline dayalı demokrasiyle taçlandırmaktır.

Toplumsal devinim devam ediyor. Tarih öğreticidir; yaşananlardan ders alınabilirse tekerrür etmez.

Ortalığı koyu bir karanlığın kapladığı anda, yavaş yavaş doğan güneşle her gün, dünyanın yeniden aydınlığa evrilişine tanıklık ediyoruz ve tabii ki umutsuzluğa yer yok diyoruz… 01.09.2018

YAZININ TAMAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ
 


Paylaş | | Yorum Yaz
75 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

15 TEMMUZ'UN KAVURUCU SICAĞI - 31/07/2018
FETÖ(Fetullahçı Terör Örgütü)
“FARKLIYIZ, BİRLİKTEYİZ - BİZ HEP BİRLİKTE TÜRKİYEYİZ - 20/08/2017
15 Temmuz 2016 Fethullahçı darbe girişiminin ardından, 20 Temmuz 2016’da ilan edilen olağanüstü hal ilanından sonra ülkemizde siyasal ve toplumsal gerginliğe, kamplaşmaya ve yozlaşmaya doğru hızla sürüklenmekte olduğunu üzülerek görüyoruz.
BÜTÜN YETKİLERİN TEK ADAMDA TOPLANMASINA HAYIR - 03/02/2017
– Çok önemli bir kavşaktayız. Nisan ayında bir referandum yapılacak.
SOL YANINI YİYİP, TÜKETEN KEMALİST CUMHURİYET - 21/06/2016
.
SULANDIRILAN/İÇİ BOŞALTILAN LAİKLİK İLKESİ - 29/04/2016
.
YAFTALAMA - 13/04/2016
.
AK( P) KK “ÇÖZÜM SÜRECİNDE YOLLARI NEDEN KESİŞTİ? - 16/03/2016
‘TARİHİN TEKERLEĞİ HEP İLERİYE VE İYİYE DOĞRU DÖNER' - 16/02/2016
Bir ‘Ilımlı İslam Bir Projesi’ Olarak AKP:
ÇÖZÜLME, PARÇALANMA VE YIKIMA DOĞRU! - 13/01/2016
.
 Devamı
Üyelik Girişi
AS-DER RADYO

ŞİİR KÖŞESİ
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar5.41405.4357
Euro6.12676.1513
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam10
Toplam Ziyaret29971